Göz Bozuklukları  
  Supracor (yakın görme tedavisi)  
  Lasik Tekniği  
  Femto Second Lazer (bıçaksız lazer)  
  Excimer Lazer Tekniği  
  Wave Front Tekniği  
  Diğer Lazer Yöntemleri  
  Keratokonus Tedavileri  
  Tedavi Nasıl Yapılır?  
  Diğer Göz Rahatsızlıkları  
       
 

Diğer Göz Rahatsızlıkları

Arpacık

Arpacık ve Şalazyon nedir?
Arpacıklar ve şalazyonlar (iltihaplı göz kapağı kisti) göz kapağının üzerinde ya da kenarında oluşan şişliklerdir. Ağrılı ya da rahatsız edici olabilirler. Bu şişlikler çoğunlukla tedavi edilmeden kendiliğinden yok olurlar.

  • Arpacık, göz kapağında ağrılı şişliğe neden olan bir enfeksiyondur. Arpacık çoğunlukla göz kapağının kenarında oluşur. Göz kapağının içinde oluştuğunda buna göz kapağı bezi iltihabı denir.
  • Şalazyon gözkapağında meydana gelen şişliktir. Şalazyon arpacığa benzer ancak genellikle daha büyük, sert  ve ağrısız olurlar.

Arpacık ve şalazyon, göz kapağı iltihabına yol açan yaygın bir sorun olan blefarit ile ilişkili olabilir.

Arpacık ve Şalazyonun Oluşma Sebebi Nedir?
Arpacığın oluşumuna bakteriyel bir enfeksiyon yol açar. Bakteri genelde kirpik kökünde (folikül) gelişir. Göz kapağı bezi iltihabı ise göz kapağının içindeki ufak yağ bezlerinde oluşan enfeksiyondan kaynaklanır.

Şalazyon göz kapağındaki yaz bezleri tıkandığında oluşur. Eğer göz kapağı bezi iltihabı akmaz ya da iyileşmezse, bu şalazyona dönüşebilir.

Belirtileri nelerdir?
Arpacık genellikle göz kapağı üzerinde bir sivilce gibi görünen kırmızı bir şişlik ile başlar:

  • Arpacık büyüdükçe göz kapağı şişmeye ve ağrılı olmaya başlar, ayrıca gözde sulanma olabilir.
  • Arpacıkların çoğu, patlayıp akmasından üç gün önce şişer.
  • Arpacıklar genelde bir hafta içinde iyileşirler.

Şalazyon, gözkapağı derisinin altında sert bir şişlik ya da kist biçiminde oluşur.

  • Şalazyon arpacığa nazaran daha yavaş büyür. Eğer yeterince büyürse görüşü engelleyebilir.
  • İltihap ve şişlik yayılıp göz çevresini kaplayabilir.
  • Şalazyon genellikle tedavi edilmeksizin birkaç hafta içinde yok olur.

Arpacık ya da Şalazyon Nasıl Teşhis Edilir?
Doktor, göz kapağını dikkatle muayene ederek arpacık ya da şalazyon teşhisi koyacaktır.  Arpacık ile şalazyon arasındaki farkı ayırt etmek zor olabilir. Eğer göz kapağının içinde sert bir şişlik varsa, doktor muhtemelen şalazyon tanısı koyacaktır.

Nasıl Tedavi Edilir?
Çoğu arpacık ve şalazyon için evde tedavi yeterlidir.

  • Gözünüze günde 3 ila 6 kere ılık ve ıslak kompres uygulayın. Bu genellikle arpacık ve şalazyonun daha hızlı iyileşmesine yardım eder.  Kompres tıkalı olan gözeneği açmaya da yardımcı olabilir, böylece iltihap akacak ve iyileşmeye başlayacaktır.  
  • Reçetesiz ilaçlar da kullanılabilir. Merhem , solüsyon (Bausch ve Lomb Göz Banyosu gibi)  veya ilaçlı pedler (Lid-Care) kullanmayı deneyin.
  • Kendi kendine açılmasını bekleyin. Arpacığı ya da şalazyonu sıkarak patlatmayın.
  • Arpacık ya da şalazyon iyileşene kadar göz makyajı yapmayın veya kontak lens kullanmayın.

Eğer ev tedavisi ile arpacık iyileşmiyorsa doktorunuza başvurun. Bu durumda reçeteli antibiyotik göz merhemi ya da göz damlası kullanmanız gerekebilir. Enfeksiyon göz kapağına ya da göz çevresine yayılmış ise ağızdan antibiyotik  de almanız gerekebilir.

Eğer arpacık ya da şalazyon çok büyürse, iltihabın akıp iyileşebilmesi için doktorunuz o bölgeyi delebilir (neşterle kesebilir). Bunu kendi başınıza yapmayı denemeyin.

Arpacık ya da Şalazyon Oluşumunu Nasıl Önleyebilirsiniz?
Arpacık ve şalazyon oluşumunu önlemek için;

  • Gözlerinizi ovuşturmayın. Bu gözlerinizi tahriş ederek bakteri almasına yol açabilir. Eğer gözünüze dokunmanız gerekiyorsa önce ellerinizi yıkayın.
  • Her 6 ayda bir, makyaj malzemelerinizi, özellikle de kullandığınız maskarayı değiştirin. Bakteriler makyaj malzemelerinde çoğalabilirler.
  • Göz kapağınızda oluşan her hangi bir iltihabı ya da enfeksiyonu vakit geçirmeden tedavi edin. Eğer gözlerinizde sık sık arpacık ya da şalazyon oluşuyorsa, ılık suya az bir miktar bebek şampuanı karıştırın ve gözlerinizi düzenli olarak bu karışımla yıkayın. 

Glokom

Glokom Nedir?
Glokom, optik sinire zarar veren bir grup göz hastalığı için kullanılan isimdir. Gözden beyne bilgi taşıyan optik sinir, gözün arkasındadır. Sinir zarar gördüğünde, görüşünüzü kaybedebilirsiniz.

İlk başta glokomlu insanlar yandan görüşü kaybederler. Ama eğer hastalık tedavi edilmezse, görüş kaybı kötüleşebilir. Bu da zamanla tümüyle körlüğe yol açabilir.

Üç çeşit glokom vardır:

  • Açık-açılı glokom, en yaygın tiptir. Bu tip glokomda optik sinir, biraz hasar görür. Bu da yavaş yavaş görüş alanının kaybına yol açar. Bir göz, diğerinden daha fazla etkilenebilir. Bazen görüş alanınızın çoğu, onu fark etmeden kaybolabilir.
  • Kapalı-açılı glokom, en az görülenidir. Glokomların yaklaşık yüzde 10'u, kapalı-açıdır. Bu tip glokomda, gözün renkli kısmı (iris) ve lensler, gözünüzün odacıkları arasında sıvı hareketini engeller. Bu, basıncın birikmesine ve irisin gözün boşaltım sistemine baskı yapmasına neden olur. Benzeri bir şekli de ani (akut) kapalı-açılı glokomdur. Çoğunlukla bir acil durumdur. Bu akut şekline yakalanırsanız, gözünüze kalıcı zarar gelmesini önlemek için hemen tıbbi yardıma ihtiyacınız olacaktır.
  • Doğuştan gelen glokom, bazı bebeklerin doğuştan sahip olduğu ender görülen bir glokom çeşididir. Bazı çocuklar ve genç yetişkinlerde hastalığın bu tipine yakalanabilirler.

Glokomu erken keşfetmek ve tedavi ettirmek, körlüğü önlemek için önemlidir. Hastalık için yüksek risk taşıyorsanız, hiçbir belirtiye sahip olmasanız bile bir göz doktoru (oftalmolog) tarafından kontrol edildiğinizden emin olun.

Glokoma yakalanma riskiniz, 40 yaşından sonra ve 70 yaşından sonra hızla artar. Irk, aynı zamanda bir etmendir. Siyahilerin hastalığa yakalanmaları beyazlara göre daha muhtemeldir. Şeker hastalığınız varsa, yüksek miyopi kusuru varsa  veya yakın aile üyelerinden birinde glokom varsa da risk grubundasınız.

Glokoma Ne Sebep Olur?
Optik sinire gelen zarar, çoğunlukla gözdeki artan basınçtan (göz içi basıncı) kaynaklanır. Bu, gözün çok fazla sıvı ürettiği veya iyi akıtamadığı zamanlar gibi fazla sıvının gözde biriktiği zaman oluşabilir. Ama glokomun bazı vakaları, artan basınçla oluşmaz. Bu vakalarda sebep bulunamayabilir. 

Bir göz yaralanmasından sonra, göz ameliyatından sonra veya bir göz tümörü yüzünden glokoma yakalanabilirsiniz. Diğer hastalıkları tedavi etmek için kullanılan bazı ilaçlar (kortikosteroid), glokoma neden olabilir.

Belirtileri Nelerdir?
Açık-açılı glokomunuz varsa, muhtemelen dikkat edeceğiniz tek belirti, görme kaybıdır. Ciddi olana dek dikkat etmeyebilirsiniz. İlk başta etkilenmeyen göz sonradan kayba neden olabilir. Yandan görüş, çoğunlukla merkezi görüşten önce kaybolur.

Kapalı-açılı glokomun belirtileri, sadece kısa bir zaman süren bulanık görüş gibi belirtilerle hafif olabilir. Kapalı-açılı glokomun ciddi işaretleri, göz çevresinde veya içinde bulanık görüşü veya uzun süreli ağrıyı kapsar. Aynı zamanda ışığın çevresinde haleler görebilirsiniz, kırmızı gözleriniz olabilir veya mideniz bulanabilir ve kusabilirsiniz.  Doğuştan gelen glokomda, işaretler gözlerin çabuk sulanmasını ve ışığa karşı hassasiyeti içerebilir. Bebeğiniz, çoğu zaman gözlerini ovuşturabilir, kısabilir veya kapalı tutabilir.

Glokom Nasıl Teşhis Edilir?
Doktorunuz, belirtilere dair sorular soracaktır ve genel bir sağlık muayenesi yapacaktır. Doktorunuz, glokomunuz olduğunu düşünüyorsa, daha fazla test için sizi bir oftalmologa yönlendirecektir. Bu, birden fazla ziyaret anlamına gelebilir.

Bir oftalmolog veya özellikle glokom uzmanı  glokomu teşhis ve tedavi edebilir. Bir optisyen, bu hastalığı teşhis ve tedavi edemez.

Görüşünüzde kör noktalara dikkat ettiyseniz veya zamanla görmede daha fazla sorun yaşıyorsanız, doktorunuzu görün. Açık-açılı glokomun bir aile tarihçesine sahipseniz, 40 yaşın üzerindeyseniz veya şeker hastalığınız varsa hastalığı kontrol ettirmek iyi bir fikirdir.

Nasıl Tedavi Edilir?
Glokom, genelde göz damlası gibi ilaçlarla tedavi edilir. Göz damlanız için günlük bir program takip ettiğinizden emin olun, böylece işe yaramaları gerektiği gibi çalışırlar. Yaşamınızın geri kalanında ilaç almanız kuvvetle muhtemeldirünümüzde damlalar genellikle glokom tedavisi için yeterlidir. Damlaların yetersiz kaldığı durumlarda  lazer tedavisi veya ameliyata da ihtiyacınız olabilir.

Yetişkinlerde tedavi, kaybolan görüşü geri getiremeyebilir, ama görüşünüzün daha da kötüleşmesini engelleyebilir. Tedavi, optik sinire daha fazla zarar verme durumunu gözlerdeki baskıyı düşürerek durdurmayı amaçlar.

Glokom ile Nasıl Başa Çıkarsınız?
Glokomunuz olduğunuz öğrenmek, zordur; çünkü görüşünüzün çoğu fark edildiği zaman gitmiş olabilir. Danışmayla ve eğitimle yaşam kalitenizi korumanın yollarını bulabilirsiniz. Azalmış görüş alanı ile başa çıkmaya yardım eden büyük baskı malzemeler ve özel video sistemleri gibi görüş yardımlarını kullanabilirsiniz. Hastalığınızla ilgili bir dayanışma grubuna katılabilirsiniz.

Göz Nezlesi

Göz  Nezlesine Genel Bakış
Göz nezlesi gözün konjonktiva  bölgesinde (göz küresi üzerindeki ve göz kapağı içerisindeki zar) görülen iltihaptır. Bu iltihap kızarıklığa, gözyaşına, akıntıya, kaşıntıya ve acıya yol açabilir. Göz nezlesine aynı zamanda konjonktivit de denmektedir.

Göz Nezlesi Nedenleri
Göz nezlesi, konjunktivitin çeşitli tıbbi nedenlerini içeren tıp-dışı bir terimdir.

Pek çok oftalmolog (göz bakımı ve cerrahisi üzerine uzmanlaşmış tıp doktorları) büyük olasılıkla, göz nezlesi teriminin virüse bağlı konjunktiviti karşıladığını düşünmektedir.

Konjunktivitin diğer nedenleri bakteri, alerjik reaksiyon ve kimyasal tahrişi içerir.

Göz Nezlesinin Belirtileri
En yaygın belirtisi pembe ve kaşınan bir gözdür. Bazı zamanlarda gözün içinde bir şey varmış hissi oluşur.

Diğer belirtileri arasında ise şunlar yer alır:

  • Sabah uyandığınızda göz kapaklarının yapışık olması (klasik belirtisi)
    • Göz tahrişi, yoğun sarı veya yeşil akıntı (çoğunlukla bakteriye bağlı enfeksiyon)
    • Gözden ince, saydam bir sıvı gelmesi (çoğunlukla virüse bağlı enfeksiyon ya da alerjik reaksiyon)
    • Kaşınma, yanma ya da göze kum kaçmış hissi (çoğunlukla virüse bağlı enfeksiyon ya da alerjik reaksiyon) 
  • Aynı belirtileri taşıyan bir aile ferdi (birinden diğerine bulaşan enfeksiyon)
  • Parlak ışıkta gözün acıması (fotofobi de denir)
  • Yakın zaman önce nezle olunması (çoğunlukla virüse bağlı enfeksiyon)
  • Lenf bezlerinde şişme (çoğunlukla virüse bağlı enfeksiyon)
  • İdrar yaparken yanma ya da erkeklerde peniste akıntı (nadir)
  • Kadınlarda vajinal akıntı (cinsel yolla bulaşan bir hastalığın olası komplikasonu)

Göz Nezlesi için Ne Zaman Tıbbi Bakım Gerekir
Bütün kızarık, tahriş olmuş ya da şişmiş gözlerin göz nezlesi (virüse bağlı konjonktivitis) olduğu sanılmamalıdır. Belirtilerinize mevsimsel allerji, arpacık (it dirseği), iritis (gözbebeği iltihabı), şalazyon (göz kapağındaki bezlerin iltihaplanması), ya da blefarit (göz kapağının derisinde oluşan iltihap ya da enfeksiyon) de neden olabilir. Bu koşullar bulaşıcı değildir. Göz nezlesi, eğer bir virüse bağlı olduğundaysa, yüksek oranda bulaşıcıdır.

Aşağıdaki belirtilerden herhangi biri oluştuğu takdirde göz doktorunuzu arayınız. Doktorunuz sizi muayene etmesi için derhal ofisine gitmenizi önerebilir. Eğer doktorunuza ulaşamıyorsanız, hastanelerin acil servislerine başvurun.

  • Eğer gözünüzde sarı ya da yeşil bir akıntı varsa veya sabah kalktığınızda gözkapaklarınız yapışık vaziyetteyse
  • Ateşiniz, üşümeye bağlı titremeniz, yüzde acı ya da görüş kaybınız varsa
  • Parlak ışığa baktığınızda gözünüzde şiddetli bir acı oluyorsa
  • Görüşünüz bulanıksa, çift görüyorsanız ya da nesnelerin etrafında ışık halkası (haleler) görüyorsanız

Eğer belirtiler azalıyorsa ama kızarıklık iki hafta içinde geçmemişse, mutlaka göz doktoruna muayene olmanız gerekir. Göz damlası ya da merhem kullanılmasına, daha ciddi durumlarda ise ağızdan ya da damardan antibiyotik verilmesine doktorunuz karar verecektir.

Doktorunuza Göz Nezlesi ile İlgili Sorulacak Sorular
Eğer size göz nezlesi tanısı konduysa, doktorunuza şu soruları sormak isteyebilirsiniz:

  • Göz nezlem bulaşıcı mı?
  • Eğer bulaşıcıysa, yayılmasını nasıl engelleyebilirim?
  • İşe ya da okula gitmeyip evde kalmam gerekir mi?

Göz Nezlesi İçin Muayene ve Testler
Hastanın dinlenmesi ve fizik muayeneyi genellikle göz nezlesi teşhisi izler. Eğer bakteriye bağlı enfeksiyon söz konusuysa, göz doktorunuz gözünüzden akan sıvının birazını bakterinin tespitine yardımcı olması için laboratuara gönderebilir. Eğer konjonktivitin diğer nedenlerini araştırmak için daha fazla fiziksel muayene istenirse endişeye kapılmayın.

Evde Göz Nezlesi Tedavisi
Göz yangısını diğer gözünüze ve başka insanlara bulaştırmaktan sakının. Göz yangısı son derece bulaşıcı olabilir, bu nedenle daha iyi duruma gelene kadar insanlarla temaslarınıza sınırlama getirin.

  • Gözünüzün etrafına dokunmadan önce ellerinizi dikkatlice yıkayın.
  • Kendi havlunuzu, bezlerinizi ve yastıklarınızı diğerlerininkinden ayırın veya kağıt havlu kullanın.
  • Enfeksiyon geçene kadar her gün yastık yüzünüzü yıkayın ya da değiştirin.
  • Enfeksiyon olan gözünüze elinizle dokunmayın. Gözünüzü silmek için kağıt mendil kullanın.
  • Göz makyajı yapmayın. Makyaj malzemelerinizi başkalarıyla paylaşmayın.
  • Enfeksiyon geçene kadar kontak lenslerinizi takmayın.
  • Gözünüze günde üç dört kez, birkaç dakika ılık suda bekletilmiş havlu ile ılık kompres uygulayın. Bu acınızı hafifletecek ve kirpiklerinizi üzerinde oluşan kabukları temizleyecektir.
  • Kaşıntı ve tahrişle başa çıkmak için reçetesiz satılan suni gözyaşı kullanın. Göz damlalarınızı kimseyle paylaşmayın. Onları kullanan kişilere de enfeksiyon bulaştırabilirsiniz.
  • Gözünüzü bantla kapamayın. Enfeksiyonun daha beter hale gelmesine neden olabilirsiniz.
  • Doktorunuz aksini söylemedikçe göz damlanızı birkaç günden daha uzun kullanmayın. Kızarıklığın daha da kötüleşmesi bu tür ürünlerin tekrar tekrar kullanılmasından kaynaklanıyor olabilir.

Göz Nezlesinin Tıbbi Tedavisi
Eğer göz nezleniz varsa, göz doktorunuz, şişme ve acıyı kontrol etmek ve enfeksiyonun yayılmasını ve daha başka zararlar vermesini engellemek amacıyla size bir göz damlası ya da merhem yazabilir.

  • Antibiyotikli  göz damlaları ya da merhemler yazılabileceği gibi,  allerji önleyici ya da iltihap giderici (anti-enflematuar) ilaçlar da yazılabilir.
  • Eğer nedenin cinsel yolla bulaşan hastalık olduğu düşünülüyorsa, ağızdan ya da damardan alınan antibiyotikler kullanılabilir.
  • Nadiren de olsa, damariçi antibiyotikler ve destekleyici tedavi için hastaneye gitmek zorunda kalabilirsiniz.

Göz Nezlesi İçin Tedavi Sonrası Bakım
Yazılan ilaçlarla göz nezlenizin düzelip düzelmediğinden emin olmak için doktorunuzla birlikte iki ila üç gün takip ediniz.

  • Göz zlesi olan pek çok çocuğun, doktorun onayı olmadan okula gitmesine izin verilmemektedir.
  • Hasta insanlarla temas halinde olan, göz nezleli hastane çalışanları, enfeksiyon geçene kadar başka işlere yerleştirilebilirler.

Göz Nezlesinden Korunma
Göz nezlesi insanların yaşadığı, çalıştığı ve birlikte hareket ettiği alanlarda yayılabilir. Eğer etrafınızda göz nezlesi olan biri varsa, ellerinizi iyice ve sıkça yıkayın.

  • Anaokulu ve kreşler çoğunlukla, diğer çocuklara bulaşır korkusuyla göz nezlesi olan bir çocuğu kabul etmemektedir.
  • İnsanların mikroskopları beraber kullandıkları laboratuarlar da enfeksiyonun yayılabileceği yerler arasındadır.
  • İşyerinde bilgisayar klavyelerini diğerleriyle paylaşan insanlar, özellikle de nezle ve grip mevsimlerinde ellerini yüzlerine sürmeden önce yıkama konusunda dikkatli olmalıdırlar.
  • Vücut salgılarının temas ettiği yatak takımları, havlular ve kişisel eşyalar başkalarıyla paylaşılmamalıdır. Çarşafları ve yastık yüzlerini her gün yıkayın veya değiştirin.
  • Makyaj malzemeleri paylaşılmamalıdır.
  • Göz damlalarını ortak kullanmak sakıncalıdır, aksi takdirde enfeksiyon bulaşabilir.

Göz Nezlesinin Görünümü
Eğer bir virüs neden oluyorsa, göz nezlesi kendini-sınırlar niteliktedir, yani  tedavi edilse de edilmese de zaman içinde iyileşmektedir. Yayılmasını önlemek için bakım uygulanır, takibi de yapılırsa uzun vadede sorun çıkarmayacak şekilde temizlenebilir.

  • Göz nezlesi (virüse bağlı konjonktivit) genellikle 10 - 14 gün içinde vücuttan uzaklaşır, ancak belirtiler altı haftaya kadar sürebilir.
  • Enfeksiyonlar tedavi edilmezse korneaya (iris üzerindeki saydam tabaka) zarar verebilir.

Göz Yaralanmaları

Göz yaralanması, gözünüze kaçan bir kirli parçacıkla, gözünüzü yıkarken göze giren sabun zerresiyle veya kazara gözünüzü bir yere çarptığınızda veya göze bir darbe geldiğinde  olur. Küçük çaplı bu tip göz hasarları için, genelde tek gereken evde tedavidir.
Bazı sporlar ve dış alan faaliyetleri, göz hasarı riskini arttırır:

  • Boks, güreş ve savaş sanatlarını da içine alan çok yüksek riskli sporlar
  • Beysbol, futbol, tenis ve eskrimi içeren yüksek riskli sporlar
  • Yüzme ve jimnastiği (bir top, sopa veya raket kullanmaksızın veya herhangi bir vücut teması olmaksızın yapılan sporlar) de içine alan düşük riskli sporlar

Göze Kaçan Şeyler
Doğrudan göze kaçan şeyler, gözün, göz küresinin veya göz çukurunun kemiklerinin çevresindeki diğer dokulara ve cilde zarar verebilir. Göze kaçan şeyler, çoğunlukla göz çevresinde yaralamaya (göz lekesi) veya göz kapağında kesiklere sebep olabilir. Bir kaza sırasında göze kaçan bir şey veya göz kapağındaki bir kesik olmuşsa, göz küresinin kendisinde ve özellikle kafa veya yüze gelen başka bir yaralanma olup olmadığını kontrol ettiğinizden emin olun. Bir göz yaralanması için olan endişeniz, dikkat gerektiren başka yaralanmaları ihmal etmenize neden olabilir.

Göz Yanmaları
Göz yanmaları, kimyasallar, duman, sıcak hava veya buhar, güneş ışığı, bronzlaştırma lambaları, elektrikli saç kurutucuları veya düzleştiricileri veya kaynak makinesi yüzünden oluşmuş olabilir.

  • Katı bir kimyasal, sıvı kimyasal veya kimyasal duman gözünüze gelmişse, kimyasal yanmalar oluşur. Birçok madde, eğer göz hemen bol suyla yıkanırsa zarar vermeyebilir. Asit ve alkali maddeler(örn. çamaşır suyu), göze zarar verebilir. Bir göz yanmasının ciddiyetine karar vermek için yanma olayından sonra 24 saat geçebilir. Kimyasal dumanlar ve buharlar, aynı zamanda gözleri tahriş edebilir.
  • Parlak güneş ışığı (özellikle güneş karda veya suda parladığı zamanlar), ultraviyole ışığı (UV) filtreleyecek güneş gözlükleri takmıyorsanız gözlerinizi yakabilir. Bir maske ile korunmayan gözler, bir kaynakçının makinesinin (meşale veya fener) yüksek yoğunluklu ışığına bakmasıyla yanabilir. Gözler, aynı zamanda bronzlaşma kabinleri veya güneş lambaları gibi kaynaklardan gelen başka parlak ışıklardan da zarar görebilir.

Gözdeki Yabancı Cisimler
Kir, bir kirpik, bir kontak lens veya makyaj gibi göze temas eden yabancı bir cisim, göz rahatsızlığı belirtilerine neden olabilir:

  • Cisimler, gözün yüzeyini (kornea) çizebilir veya gözün üzerine yapışabilir. Eğer kornea çizilirse, cismin uzaklaşıp uzaklaşmadığını söylemek zor olabilir, çünkü çizilmiş bir kornea ağrı yapabilir ve gözün içinde halen bir şey varmış gibi hissedebilirsiniz. Çoğu kornea çizikleri, önemsizdir ve 1 veya 2 gün içinde kendiliğinden iyileşebilirler.
  • Yüksek hızla seyreden küçük veya keskin cisimler, göz küresinin birçok tarafında ciddi yaralanmaya neden olabilir. Bir çim biçme makinesinden, öğütücü tekerden veya herhangi bir araçtan uçan cisimler, göze çarpabilir ve muhtemelen göz küresini delebilir. Yaralanma, iris ve kornea arasında kanamaya (göz içi kanaması), göz bebeğinin şeklinde veya büyüklüğünde değişmeye veya göz küresinin içindeki yapılarda hasara neden olabilir. Bu cisimler, gözün derinlerinde olabilir ve tıbbi bakım gerekebilir.

Bir arabanın hava yastığının şişmesi durumunda göz yaralanmalarının tüm üç tipi de oluşabilir. Çarpmanın kuvveti, göze bir şey kaçmasına sebep olabilir, yabancı cisimler göze girebilir ve hava yastığındaki kimyasallar gözü yakabilir.

Göz yaralanmaları, koruyucu göz aksesuarları kullanarak önlenebilir. Gözlerinize bir cismin veya maddenin gelmesine neden olabilecek herhangi bir faaliyet yaparken veya güç makineleri ile çalışırken güvenlik gözlükleri, deniz gözlükleri veya yüz maskeleri giyin. Sağlık uzmanlığı ve inşaat gibi bazı meslekler, çalışanlarından gözlerine yabancı cisimlerin, maddelerin veya vücut sıvılarının girmesi riskini düşürmek için koruyucu göz aksesuarı kullanmalarını isteyebilir.

Bir göz yaralanmasından sonra, görme değişiklikleri ve bir enfeksiyonun belirtileri var mı, yok mu izlemeniz gerekmektedir. Çoğu küçük çaplı göz yaralanmaları, evde tedavi edilebilir.

Iritis

İritise (İris iltihabı) Genel Bakış
İris yuvarlak ve göze rengini veren pigmentleri içeren zardır, irisin merkezinde bulunan açıklık ise gözbebeğidir.

İris, net görebilmemiz için gözbebeğinden giren ışık miktarını ayarlayan kaslı bir yapıdan oluşur. İris bu görevi, parlak ışıkta gözbebeğini küçülterek, loş ışıkta ise büyüterek yerine getirir.

Bazı kişilerde iris iltihaplanabilir. Bu, iritis olarak adlandırılır.

İritisin Nedenleri
İritis bir travma (travmatik iritis) ya da travmatik olmayan nedenler sonucunda gerçekleşebilir. Ancak pek çok vakada iritise sebep olabilecek hiçbir neden bulunamayabilir.

  • Gözün künt travmalara maruz kalması travmatik iris iltihabına yol açabilir.
  • Travmatik olmayan iritis çoğunlukla, ankilozan spondilit, Reiter sendromu, sarkoidoz, iltihabi bağırsak hastalığı ve psoriyazis (sedef hastalığı) gibi romatizmal  hastalıklarla bağıntılıdır.
  • İritisin enfeksiyon sebepleri; Lyme hastalığı, tüberküloz (verem), toksoplasmosis, sifiliz (frengi), herpes simpleks (uçuk) ve herpes zoster (zona) virüsleridir.

İritisin Belirtileri
İritis genellikle hızlı gelişir ve tek gözü etkiler. Aşağıdaki belirtilerin biri ya da hepsi görülebilir:

  • Gözde ya da alın bölgesinde ağrı
  • Parlak ışığa maruz kalındığında kötüleşen göz ağrısı
  • Gözlerde, özellikle de iris çevresinde kızarıklık
  • Gözbebeğinde küçülme ya da biçimsizleşme
  • Bulanık görme
  • Baş ağrısı

İritis İçin Ne Zaman Tıbbi Yardım İstenmeli?
Aşağıdaki iritis belirtilerinden her hangi biri görüldüğünde bir oftalmoloğa (göz uzmanı) başvurulmalıdır. 

  • Parlak ışıkla bağlantılı ağrı da dahil, göz ağrısı
  • Bulanık görme
  • Gözde, özellikle de irisin çevresinde kızarıklık 

Eğer göz hekiminize ulaşamazsanız, tıbbi yardım almak için bir hastanenin acil servisine başvurun.

İritis Hakkında Hekiminize Soracaklarınız
Eğer iritis teşhisi aldıysanız doktorunuza şu soruları yöneltmek isteyebilirsiniz: 

  • Gözde kalıcı hasar olduğuna dair bir belirti var mı?
  • Kalıcı görme bozukluğuna dair bir işaret var mı? 
  • Gözüm iyileşirken hangi belirtiler görülür?
  • Bir dahaki muayeneye kadar hangi belirtiler görülürse sizi aramalıyım?  

İritis Muayenesi ve Testleri
İritis teşhisi, yarıklı  lamba mikroskopu (göz muayenesi için tasarlanmış bir mikroskop)  ile gözün muayene edilmesi ile konulur. Göz uzmanı böylece, gözde üretilen, göz sıvısındaki hücreleri (beyaz kan hücreleri) ve flare yapısını (protein parçacıkları) inceleyebilir.
İritis tanısı konulmasında yardımcı olacak iki fiziksel muayene şekli daha vardır. Bunlar:  

  • İritisle bağıntılı ağrıyı lokal anestezi hafifletmez. 
  • Normal ve etkilenmemiş göze verilen parlak ışık, eğer iritis varsa etkilenmiş gözde ağrıya neden olur. Çünkü tek göze ışık verilmesi, her iki göz bebeğinin de küçülmesine neden olur. Zarar görmüş irisin hareketi de ağrıya yol açar.  

İritisin Evde Tedavisi
İritis vakalarında, göz hekiminizin muayene etmesi ve akabinde de reçeteli ilaç tedavisine başlanması, yani tıbbi yardım almak çok önemlidir.

  • İlaçlarınızı aynen reçete edildiği biçimde kullanın. 
  • Eğer ışık göz ağrısını arttırıyorsa koyu camlı gözlük takın. 
  • Sıkıntılarınızı azaltmaya yardım edecek; asetominofen (Tylenol) ve antiinflamatuar (Advil,Apranx vs.)  gibi hafif ağrı kesiciler kullanın.

İritisin Tıbbi Tedavisi
İritis tedavisinde, göz ağrısını azaltmaya yardımcı olabilecek ve iyileşmeyi sağlayacak göz damlası kullanılabilir.

İritisi Tedavisi İçin İlaçlar
İritis tedavisinde, gözbebeğini genişletmek ve iltihaplı irisin rahatlayabilmesi için iris kaslarının kasılmasını önlemek amacıyla ilaç kullanımı (göz damlası) gerekir. Bu iyileşmeyi sağlayacak ve göz ağrısının azalmasına yardım edecektir.  

Eğer iritise, bulaşıcı bir ajan (virüs veya bakteri) neden olmadıysa hekiminiz steroid göz damlaları yazabilir. Steroid göz damlaları iris iltihabını azaltmaya yardımcı olur. Eğer göz bir hafta içinde düzelmezse göz hekiminiz ağızdan almak üzere  steroid  hapları  yazabilir ya da göz çevresine steroid iğne yapılmasını öngörebilir. Tedavinin süresi hastalığın şiddetine ve gözün tedaviye nasıl cevap verdiğine bağlıdır.

İritis Tedavisinin Takibi
Bütün iritis vakalarında göz uzmanınızın tedavi sonrası takibi zorunludur. Travmatik olmayan vakalarda göz hekiminiz, iritisin başka hastalıklarla ilişkili olup olmadığını değerlendirecektir.

İritisin Seyri
Travmaya bağlı iritis genellikle bir iki hafta içinde yok olur. Travmatik olmayan iritisin düzelmesi ise haftalar, bazen de aylar alabilir. 

İritisin enfeksiyöz sebepleri, enfeksiyonun tedavisi için alınan tedbirleri belirleyecektir.

Bazı iritis vakaları (sarkoidoz ya da ankilozan spondilit gibi sistemik hastalıklarla ilişkili olanlar)  kronik ya da tekrarlayıcı olabilir.

Göz uzmanı, iritisin yenilenme riski yüksek olan kişilere, hastalığın tekrarladığına dair bir işaret görülür görülmez kullanmaya başlayabilmeleri için yanlarında her zaman steroid  göz damlası bulundurmalarını söyleyebilir.

Makula Dejenerasyonu

Makula dejenerasyonu (Sarı Nokta Hastalığı)  Nedir?
Görme merkezinin yaşa bağlı olarak bozulması, görme merkezinizin bulanmasına neden olan bir hastalıktır. Bulanma, gözün arkasındaki küçük bir bölge olan makulanın zarar görmesinden dolayı olur. Makula, gözlerinizin odaklandığı şeylerdeki ince detayları görmenize yardımcı olur.

Makula dejenerasyonu, keskin görme merkezi gerektiren okuma, araba sürme ve yüzleri tanıma gibi şeyleri yapmayı zorlaştırır. Yan görüşü etkilemez, o nedenle tam bir körlüğe yol açmaz.

Makula dejenerasyonunun, yaş ve kuru olmak üzere iki tipi vardır. Kuru şekli, açık ara farkla en yaygın tipidir. Yaş şekli, çok daha az yaygındır, ama daha çabuk ilarler  ve daha ciddidir.

  •  Kuru Tip, makula dejenerasyonunun 10 vakasından yaklaşık 9'unu oluşturur. Yavaş bir şekilde ilerler ve zamanla görme merkezinin daha donuk veya daha bulanık olmasına neden olur. Genelde yaş şekle dönmediği sürece ciddi görme kaybına yol açmaz.
  • Yaş şekli, makula dejenerasyonunun 10 vakasından sadece yaklaşık 1'ini oluşturur. Aylar veya hatta haftalar içinde ciddi görme kaybına neden olabilir. Yaş şekle sahip olan insanlar, önce kuru şekle sahiptir.

Sadece bir gözde bu tiplerden birine sahip olabileceğiniz gibi diğer gözünüzde aynı durum olabilir.

Makula Dejenerasyonuna Ne Sebep Olur?
Makula dejenerasyonu, makuladaki sinir hücrelerine olan hasarın sonucudur. Bu hasara yol açan süreç, her tip için farklıdır:

  • Kuru şekli, yavaş seyreden bir süreçtir. Yaşlandıkça makuladaki hücreler, incelmeye, kırılmaya ve gözün arkasında biriktirilen depoları boşa harcamaya başlar. Zamanla bu, makulaya hasar verir.
  • Yaş şekli, anormal kan damarlarının gözün arkasında büyüdüğü zaman olur. Bu kan damarları, kolaylıkla kırılır ve makulanın altından kan ve sıvı sızıntısı olur. Bu, makulaya çabuk bir şekilde zarar verebilir ve görme merkezinizi bozabilir.

Uzmanlar, her iki şeklin nedenleri üzerinde halen çalışmaktadırlar, ama çeşitli farklı etmenlerin bir rolü olduğunu bilmektedirler. Aşağıdakilerden biri gibiyseniz büyük ihtimalle makula dejenerasyonunuz olabilir:

  • Daha yaşlı bir yetişkinsiniz. Makula dejenerasyonuna yakalanma riski, yaklaşık 50 yaş civarından başlayarak yaşlandıkça artar.
  • Yakın bir aile üyesinin makula dejenerasyonu vardır.
  • Sigara içiyorsunuz.
  • Beyaz tenlisiniz.

Belirtileri Nelerdir?
Makula dejenerasyonunun ana belirtisi, görüntünün ortasında soluk veya bulanık görmedir. Cisimler, olduklarından daha eğri veya daha küçük görünebilirler. Görme alanınızın merkezinde boş veya kör bir noktaya sahip olabilirsiniz. Hastalık kötüye gittikçe, okuma ve araba kullanma gibi işlerle ilgili sorunlarınız olabilir.

İki şekil, belirtilerin ne çabuklukla geliştiğine ve ne ciddiyette olduklarına bağlı olarak farklılaşır.

  • Eğer kuru şekle sahipseniz, görmeniz muhtemelen yavaş yavaş bulanıklaşacaktır. Okuma, araba kullanma ve günlük faaliyetleri yapma becerinizi etkilemeden önce aslında yıllar geçmesi gerekir.
  • Yaş şeklinde görme kaybı, çabucak gerçekleşir ve ciddi olabilir.

Çoğunlukla yaş şeklin ilk belirtisi, düz çizgilerin dalgalı veya kıvrımlı görünmesidir. Eğer yaş makula dejenerasyonuna sahip olabileceğinizi düşünüyorsanız, hemen doktorunuzla görüşün. Bazı vakalarda erken  tedavi, görme merkezinizi kaybetmemenize yardımcı olur.

Makula Dejenerasyonu Nasıl Teşhis Edilir?
Bir doktor genelde sıradan bir göz muayenesi yaparak ve sağlık geçmişiniz hakkında sorular sorarak makula dejenerasyonunu ortaya çıkarabilir. Bir oftalmoskop ile(direkt veya indirekt) gözdibi taraması  yaptırabilirsiniz. Bu test, doktorunuza gözünüzün içine bakmasına izin verir. Makula dejenerasyonuna sahipseniz, doktorunuz drusenlere bakabilir. Bunlar, gözün arkasında toplanan sarımsı beyaz atık depolarıdır.

Doktorunuz, size merkezinde bir nokta ve çizgilerle dolu bir tabloya bakmanızı isteyebilir. Buna, Amsler  Kartı denir. Görüş merkezinizdeki değişimleri ortaya çıkarmaya yardım edebilir. Eğer yaş şekle sahipseniz, merkez noktaya yakın çizgiler, dalgalı veya kıvrımlı görünecektir veya ızgaranın parçasında boş bir nokta veya delik görebilirsiniz.

Eğer makula dejenerasyonunuz varsa, doktorunuz sizi düzenli takip için görmek isteyecektir. Evde de Amsler Kartını kullanabilirsiniz. Ona her gün bakmak, görüşünüzde herhangi bir değişiklik olup olmadığını anlamak için size yardımcı olacaktır.

Nasıl Tedavi Edilir?
Günümüzde makula dejenerasyonu için fazla bir tedavi seçeneğiyoktur. Ama uzmanlar, gelecek için ümitli oldukları birçok yeni tedaviyi keşfediyorlar. Doktorunuz, size yardımcı olabilecek tedavideki değişiklikler üzerinde son bilgileri verebilir.

Antioksidan vitaminler ve minerallerle zengin bir diyet, orta şiddetten ciddiye kadar değişen makula dejenerasyonuna sahip bazı insanlarda görme kaybını yavaşlatabilir. Bu diyetin size yardımcı olup olamayacağı hakkında doktorunuzla konuşun.

Eğer makula dejenerasyonunun yaş şekline sahipseniz, aşağıdaki tedavilerden birini veya birkaçını deneyebilirsiniz:

  • Işık enerjili tedavi (Fotodinamik).
  • Gözünüze ilaç enjeksiyonu.
  • Lazer ameliyatı.

Bu tedaviler, görme merkezini eski haline getiremez, ama görme kaybını yavaşlatabilir. Doktorunuz ışık enerjili tedaviyi, enjeksiyon veya lazer ameliyatı öneriyorsa, hemen onu uygulamak önemlidir.

Görme Sorunları İle Nasıl Başa Çıkabilirsiniz?
Geriye kalan görüşünüzün çoğunu koruyabilmek için evde yapabileceğiniz birçok şey vardır. Büyüten gözlükler veya evinizde daha parlak aydınlatma gibi görmenize yardımcı şeyler kullanmak, daha iyi görmenize yardımcı olabilir. Geniş baskı veya resimleri gösteren bir bilgisayar ekranı veya geniş baskılı kitaplar ve gazeteler edinebilirsiniz. İyi bir destek ağına sahip olmanız da önemlidir.

Eğer daha fazla yardıma ihtiyacınız varsa, aile doktorunuz sizi bir meslek hastalıkları uzmanına veya bir iyileştirme uzmanına yönlendirebilir. Bu uzmanlar, azalmış görme gücünüzle başa çıkmak üzere ihtiyacınız olan eğitimi ve araçları edinmenize yardımcı olabilir. Bölgesel kuruluşlar da görme kaybı yaşayan insanlar için hizmetler sunabilirler.

Giderek kötüleşecek bir görme sorununuz olduğunu öğrenmek, korkutucu olabilir. Bir dizi duygu yaşamanız normaldir. Ama çok fazla üzgün ve ümitsiz hissederseniz, doktorunuzla konuşun. Depresyon önleyici ilaçlar işe yarayabilir. Doktorunuz, aynı zamanda sizi az görme gücüyle yaşamaya çalışan insanlara yardım eden bir uzmana da yönlendirebilir.

Retina Ayrılması (Dekolman)

Retina Ayrılması Nedir?
Retina, gözün arkasında uzanan sinir dokusunun ince bir zar tabakasıdır. Retina ayrılması (dekolman), retina iç tabakası göz duvarından ayrıldığı zaman oluşur. 

Retinadaki sinir hücreleri, normalde göze giren ışığı ayırt eder ve gözün gördükleri hakkında beyne sinyaller gönderir. Ama retina ayrıldığı zaman artık doğru bir şekilde çalışmaz. Bulanık görmeye ve görme kaybına neden olabilir. Retina ayrılması, acil tıbbi müdahaleyi gerektirir. Yeteri kadar çabuk yapılırsa, ameliyat görme kaybını kurtarabilir.

Retina Ayrılmasına Ne Sebep Olur?
Retina ayrılması, çoğunlukla göz merkezini dolduran kalın bir sıvı, saydam jel (Vitre)  retinadan çekildiğinde ve ayrıldığında başlar. Arkadaki saydam sıvının ayrılması (SSA) denen bu süreç, yaşlanmanın normal bir parçasıdır ve zararsız olabilir. Gerçi bazen saydam sıvı ayrılırken, retinayı yırtabilir. Bu durum, saydam jelin retinaya kuvvetlice yapışık olduğu zamanlarda meydana gelir. Saydam jel çekildikçe o kadar sert çeker ki retina yırtılır. Yırtılma, sıvının retina altında toplanmasına izin verir ve retinanın ayrılmasına neden olabilir.  

Retina ayrılmasına yol açabilen diğer şeyler, göz veya kafa yaralanması, uzağı görememe (miyopluk), göz hastalığı ve şeker hastalığı gibi durumlardır.

Maalesef çoğu retina ayrılması vakası önlenememektedir. Ama göz doktorunuzla düzenli olarak görüşme, koruyucu başlıklar ve gözlükler takma ve şeker hastalığı tedavisi, görme gücünüzü korumanıza yardımcı olabilir.

Belirtileri Nelerdir?
Birçok insan,  retina ayrılmasının belirtilerini göstermeden önce arkadaki sıvının ayrılması veya SSA'nın belirtilerine sahiptir. Saydam jel çekildiğinde ve retinadan ayrıldığı zaman, ani parlamaya ve yüzen şeyler görmeye neden olur. Yüzen şeyler, görme alanınız boyunca yüzeyde dolanan noktalar, lekeler ve çizgilerdir. Ani parlamalar, gözleriniz kapalı olduğunda en kolaylıkla görülebilen kısa patlamalar veya şimşek çakmalarıdır. Çoğunlukla görme alanınızın kıyılarında ortaya çıkarlar. Yüzen şeyler ve ani parlamalar, her zaman retina ayrılmasına sahip olacağınız anlamına gelmez. Ama bir uyarı işareti olabilir, o nedenle en iyisi bir doktora görünmektir.

Bazen retina ayrılması belirti göstermeden, habersiz oluşur. Ayrılmanın ilk işareti görüşünüzü kısmen kaplayan ve gitmeyen bir gölge olabilir. Veya zamanla daha da kötüleşen yan açılardan görüşünüzün ani ve yeni kaybı da olabilir.

Retina Ayrılması Nasıl Teşhis Edilir?
Retina ayrılmasını teşhis etmek için doktorunuz, gözlerinizi muayene edecektir ve sahip olduğunuz belirtilere dair sorular soracaktır.

Retina ayrılmasının belirtilerine sahipseniz doktorunuz, retinanızı muayene etmek için oftalmoskop adı verilen ışıklı bir büyüteç aleti kullanacaktır. Bu aletle doktorunuz delikleri, yırtılmaları veya retina ayrılmasını görebilir.

Nasıl Tedavi Edilir?
Retina ayrılması, derhal tıbbi müdahaleyi gerektirir. Tedavi olunmazsa görüş kaybı, küçük ölçekten ciddiye doğru hatta birkaç saat veya gün içinde körlüğe bile ilerleyebilir.

Ameliyat, retinanın tekrar yerine tutturulması için tek yoldur. Çoğu vakada ameliyat, iyi görüşü sağlayabilir.  Retinadaki yırtığı tıkamak için ise lazer kullanılır.

Anoftalmi ve Mikroftalmi

Anoftalmi ve mikroftalmi ne demektir?
Anoftalmi ve mikroftalmi genellikle birbirinin yerine kullanılır. Ancak, mikroftalmi bir ya da her iki gözün anormal derecede küçük olması iken, anoftalmi gözlerden birinin ya da her ikisinin hiç olmamasıdır. Bunlar hamilelikte gelişen ender hastalıklardandır ve diğer doğum kusurlarıyla alakalı olabilirler.

Anoftalmi ve mikroftalminin nedeni nedir?
Bu bozuklukların nedeni genetik mutasyon ya da anormal kromozomlar olabilir. Araştırmacılar emin olmasalar da; X-ışınına maruz kalmak, kimyasallar, uyuşturucu, pestisitler (zirai ilaçlar), toksinler, radyasyon veya virüsler gibi çevresel faktörlerin anoftalmi ve mikroftalmi riskini arttırdığı sanılmaktadır. Bazen hastada bu bozukluğun neden olduğu hiç tespit edilememektir.

Anoftalmi ve mikroftalminin teşhisi
Gerçek anoftalminin teşhisi mikroskop muayene ile doğrulanır. Bu muayenede gözden alınan bir parça doku incelenir. Mikroftalmi teşhisi ise göz ölçümü ile doğrulanır. Erişkinlerde eksen uzunluğu 21 mm'den küçük, çocuklarda ise 19mm'den küçük olan gözler mikroftalmi olarak tanımlanır.

Anoftalmi ve mikroftalmi tedavi edilebilir mi?
Şiddetli anoftalmi veya mikroftalmide görüşü düzeltebilecek bir tedavi yöntemi yoktur. Ancak daha az şiddetli olan mikroftalmi vakalarında ilaç tedavisi ya da cerrahi müdahaleler işe yarayabilir. Neredeyse her vakada bir çocuğun görünüşünün iyileştirilmesi mümkündür. Dış görünüşün düzeltilmesi amacıyla ve göz yuvasının gelişimini desteklemek için çocuklara prostetik (yapay-takma) göz takılabilir. Anoftalmi ve mikroftalmi olan yeni doğan bebeği, pediatri uzmanının yanı sıra, vitreoretinal hastalıklar, orbital ve okuloplastik cerrahi, oftalmik genetik ve prostetik cihazlar üzerine uzman olan pek çok doktorun görmesi gerekecektir. Her bir uzman, çocuk ve ailesi için en iyi sonucu veren olası tedaviler hakkında bilgi verebilir. Prostetik göz hastalıkları uzmanı, yüzü destekleyecek ve göz yuvasının büyümesini sağlayacak olan konformerleri ve plastik yapıları yapacaktır. Yüz geliştikçe yeni konformerler yapılması gerekecektir. Anoftalmi olan bir çocuğun göz yuvasını genişletebilmek için konfermerlerin yanı sıra ekspanderler (doku genişleticiler) de gerekebilir. Yüz bütünüyle gelişimini tamamladıktan sonra ise, prostetik göz yapılıp takılabilir. Prostetik gözler görüşü iyileştirmezler.

Rezidüel görme ve mikroftalmi
Mikroftalmi olan çocuklarda rezidüel yani sınırlı görme söz konusu olabilir. Dış görünüşün iyileştirilmesi için mikroftalmik göz, görme yeteneği korunacak şekilde protez ile kapatılabilir.

Anoftalmi ve mikroftalminin önlenmesi
Klinik bulgular genellikle genetik yatkınlıkla ilişkili oldukları için, her iki hastalığı da önlemek için bilinen herhangi bir yöntem yoktur.

Bietti'nin Kristalin Distrofisi

Bietti'nin Kristalin Distrofisi nedir?
Bietti'nin Kristalin Distrofisi (BKD) kalıtsal bir göz hastalığıdır, hastalık ismini 1937 yılında benzer belirtileri olan üç hastayı tespit etmiş olan İtalyan göz uzmanı Dr.G.B. Bietti'den almıştır.

Bietti'nin Kristalin Distrofisi'nin belirtileri nelerdir?
BKD'nin belirtileri şunlardır:  
Korneada (gözün önündeki şeffaf tabaka) kristallerin olması, retinada sarı ve parlak birikintilerin olması, retinada, koriokapillariste (iç kapiller kat) ve koroidea tabakada (gözün damar tabakasının arka parçası) ilerleyici atrofi gelişmesi.

Bu gelişim, ilerleyici gece körlüğüne ve görme alanı daralmasına yol açabilir.

Bietti'nin Kristalin Distrofisinin nedeni nedir?
Bietti'nin Kristalin Distrofisi olan kişilerin bazı beyaz kan hücrelerinde (akyuvar) kristaller vardır.

Bu kristaller bir elektron mikroskobu ile görülebilir. Araştırmacılar bu kristal tortularının hangi maddeden oluştuğunu tam olarak tespit edememiştir. Bu kristaller hastanın görüşünü etkilemesi dışında hastaya bir zarar vermemektedir.

Bietti'nin Kristalin Distrofisi kimlerde görülür?
BKD nadir görülen bir hastalıktır ve daha çok Asyalılarda görülür.

Bietti'nin Kristalin Distrofisi otozomal resesif geçişli bir hastalıktır. Bietti'nin Kristalin Distrofisi olan kişi, ebeveynlerinin her ikisinden de kusurlu bir gen almıştır.

Kusurlu geni ebeveynlerinden birinden alan kişi taşıyıcı olur ancak kişide hastalık gelişmez. BKD Sendromu olan bir kişi bu geni çocuklarına geçirir. Ancak, anne babanın her ikisi de BKD taşıyıcısı değilse, çocuklarda hastalık gelişmesi riski de yoktur.

Yapılan son araştırmalarda bu genin 4. kromozomda yer aldığı tespit edilmiştir. Ancak 4. kromozomda yüzlerce gen bulunmaktadır. 4. kromozomdaki hangi genlerin BKD'ye neden olduğu hala araştırılmaktadır. Bu genin bulunması, BKD olan hastaların kornealarında bulunan kristallerin bileşimine ve hastalığın nedenine ışık tutabilir.

Bietti'nin Kristalin Distrofisi tedavi edilebilir mi?
Ne yazık ki şu an için Bietti'nin Kristalin Distrofisi için hiçbir tedavi yoktur. Ancak araştırmacılar gen araştırmaları bulgularının, hastalığının tedavisinin bulunması için yol gösterici olacağını düşünmektedir.

Blefarospazm

Blefarospazm nedir?
Blefaro "gözkapağı" demektir. Spazm ise "kontrol edilemeyen-istemsiz kas kasılması" anlamına gelir. Blefarospazm terimi, sebebi ister kuru göz ya da Tourette Sendromu, ister tardif diskinezi olsun, sonuç olarak meydana gelen herhangi bir anormal göz kırpıştırması ya da gözkapağı tiki ya da seğirmesi için kullanılabilir. Blefarospazme, hastalığı ikinci derecede daha az ciddi olan göz kırpma bozukluklarından ayırt edebilmek için; 'iyi huylu (selim, benign) esansiyel blefarospazm' de denir. 'İyi huylu (benign)' kelimesi hastalığın hayati tehlike arz etmediğine işaret eder. "Esansiyel" ise, 'nedeni bilinmeyen' anlamında kullanılan bir tıbbi terimdir. Blefarospazm, hem kranial hem de fokal distonidir. Kranial, hastalığın "kafa" ile ilgili oluşuna, fokal ise "bir bölge ile sınırlı, odaksal" oluşuna işaret eder. Distoni ise istemsiz ve devamlı yapılan anormal kasılma ve spazmları anlatmak için kullanılan bir kelimedir.

Blefarospazm olan hastaların gözleri normaldir. Görmede rahatsızlık sadece gözkapaklarının kapanma şiddetine bağlıdır.

Blefarospazm aşağıdaki hastalıklarla karıştırılmamalıdır:

Ptoz (kıpıklık): Üst gözkapağının levator (kaldırıcı) kasında güçsüzlük ya da paralizi (felç) olması sebebi ile gözkapağının düşük ya da sarkık olmasıdır.

Blefarit: Enfeksiyona ya da alerjiye bağlı olarak gözkapağında iltihaplanma olmasıdır.

Hemifasiyal (yüzün tek tarafında) spazm: Yüzün tek tarafındaki kaslarda görülen distonik olmayan bir durumdur. Yüz sinirlerinde irritasyon (tahriş) olması sebebiyle gerçekleşen bu durum genellikle göz kapaklarını da etkiler. Kasılmalar, blefarospazmde görülen spazmlardan daha hızlıdır ve bu durum geçicidir. Ayrıca her zaman yüzün tek tarafını etkiler.

Blefarospazm nasıl başlar?
Blefarospazm genellikle kademeli olarak; aşırı göz kırpma ve/veya göz irritasyonu ile başlar. Erken evrelerde, parlak ışık, yorgunluk ya da duygusal gerilim gibi bazı özel tetikleyici stresörler sebebiyle gerçekleşir. Hastalık ilerledikçe kasılmalar gün içinde daha sık gerçekleşmeye başlar. Kasılmalar uykuda görülmezler. Bazı hastalar iyi bir gece uykusunun ardından kasılmaların uyandıktan sonra birkaç saat görülmediğini fark edebilir. Belli bir işe odaklanmak, spazmların sıklığını azaltabilir. Hastalık ilerledikçe bu kasılmalar, hastanın işlevsel olarak görememesine ve bazen göz kapaklarının saatlerce kapalı kalmasına neden olacak kadar yoğunlaşabilir.

Blefarospazmin nedeni nedir?
Blefarospazmın, beynin alt kısmında bulunan bazal sinir düğümünün (bazal gangliyon) anormal fonksiyonuna bağlı olarak gerçekleştiği düşünülmektedir.  Bazal sinir düğümü, tüm koordine hareketler üzerinde etkilidir. Ancak bazal sinir düğümünde hangi sorunun gerçekleştiği hala bilinmemektedir. Bir sinir hücresinden diğerine bilgi ileten kimyasal habercilerin birinde herhangi bir karışıklık olabilir.

Çoğu kişide blefarospazmin, tetikleyici bir unsur olmadan kendiliğinden gelişmektedir. Ancak, kuru gözün belirti ve işaretlerinin blefarospazmden önce veya blefarospazm ile aynı zamanda gerçekleştiği de gözlemlenmiştir. Hassas kişilerde kuru gözün, blefarospazm başlangıcında tetikleyici olabileceği öne sürülmüştür. Nadir olarak blefarospazm, birden çok aile bireyinin etkilendiği bir aile hastalığı olabilir gelişebilir.

Blefarospazm, ağzı ve/veya çeneyi etkileyen distoni (oromandibular distoni, Meige sendromu) ile beraber seyredebilir. Böyle durumlarda göz kapağı kasılmalarına; çeneyi sıkmak veya ağzı açmak, yüz buruşturmak ve dili dışarı çıkarmak gibi hareketler eşlik edebilir.

Blefarospazm, Parkinson gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlardan da kaynaklanabilir.

Hastalık antiparkinson ilaçlarından kaynaklanıyor ise, dozu azaltmak problemi hafifletecektir.

Blefarospazm nasıl tedavi edilir?
Günümüzde blefarospazmın başarılı bir biçimde iyileştirilmesi mümkün değildir, ancak bazı tedavi seçenekleri hastalığın şiddetini azaltabilir.

Göz kapaklarındaki kaslara Oculinum (botulinum toksini veya Botoks) enjekte edilmesi blefarospazm tedavisinde onaylanan yöntemlerden biridir. Botulinum toksin, Clostridium botulinum bakterisinden üretilir ve gözkapağı kaslarının felç edilmesini sağlar.

Ağızdan alınan ilaçlar da kullanılabilir ancak bu ilaçlar genellikle önceden tahmin edilmeyen sonuçlara neden olmaktadır. Ayrıca belirtiler genellikle kısa süreli olarak azalır ve hastaların yalnızca % 15'inde işe yaramaktadır.

Miyektomi, gözkapağındaki bazı kasların ve sinirlerin çıkarılması için uygulanan bir cerrahi işlemdir. Bu işlem de blefarospazmın tedavi seçeneklerinden biridir. Ameliyat blefarospazm vakalarının %75-85'inde belirtileri ortadan kaldırmaktadır.

Biofeedback (biyolojik geri besleme), hipnoz, kiropraktik ve besin tedavisi ise, blefarospazm için uygulanan alternatif tedavi yöntemlerindendir. Ancak bu alternatif tedavilerin yararları kanıtlanmamıştır.

Diyabetik Retinopati

Diyabetik retinopati nedir?
Diyabetik retinopati şeker hastalığının, gözün arka kısmındaki ışığa hassas dokudaki (retina) kan damarlarında meydana gelen hasarın neden olduğu bir komplikasyonudur.  Diyabetik retinopati ilk zamanlarda hiç belirti göstermeyebilir ya da sadece hafif görme problemlerine yol açabilir. Ancak diyabetik retinopati nihayetinde körlüğe neden olabilir.

Diyabetik retinopati tip 1 ya da tip 2 diyabet olan herkeste gelişebilir. Ne kadar uzun süredir diyabet hastasıysanız ve kan şekerinizi ne kadar az kontrol ederseniz, sizde diyabetik retinopati gelişme riski o denli artar.

Görüşünüzü korumak için ciddi biçimde önlem almanız gereklidir. Kanınızdaki şeker seviyesini düzenli olarak kontrol etmekle işe başlayın ve yıllık göz kontrollerinizi düzenli olarak yaptırın.

Diyabetik retinopatinin belirtileri nelerdir?
Sizde diyabetik retinopati olmasına rağmen bunun farkında olmayabilirsiniz. Aslında, diyabetik retinopatinin erken evrelerinde nadir olarak belirti görülür.

Hastalık ilerledikçe aşağıdaki belirtiler görülebilir:

  • Görüşünüzde lekeler ya da koyu çizgiler
  • Bulanık görüş
  • Dalgalı görüş
  • Görüşünüzde koyu renkli ya da boş alanlar
  • Zayıf gece görüşü
  • Renk görüşünde bozulma
  • Görme kaybı

Diyabetik retinopati genellikle her iki gözü de etkiler.

Doktora ne zaman başvurmalı?
Dikkatli diyabet yönetimi görme kaybını engellemenin en iyi yoludur. Eğer şeker hastası iseniz, yıllık göz muayeneleriniz için -görüşünüz iyi olsa da- düzenli olarak doktorunuzu görün. Çünkü diyabetik retinopatinin erken evrelerde fark edilmesi çok önemlidir.  Eğer hamile kalırsanız, göz doktorunuz hamileliğiniz boyunca daha sık olarak göz muayenesi yaptırmanızı önerebilir, çünkü bazen gebelik diyabetik retinopatiyi kötüleştirebilir.

Eğer görüşünüzde ani değişiklikler gerçekleşirse veya görüşünüz bulanık, benekli ya da puslu hale gelirse, derhal doktorunuza başvurun.

Diyabetik retinopatinin nedeni nedir?
Kanda yüksek oranda şeker bulunması retinayı besleyen ince kan damarlarına (kılcal damarlar) zarar verebilir. Bu da, diyabetik retinopatiye ve görme kaybına neden olabilir. Yükselen kan şekeri göz merceğini de etkileyebilir. Uzun süre kandaki şeker oranının yüksek olması durumunda, göz mercekleri şişebilir ve bu da bulanık görmeye neden olabilir.

Diyabetik retinopati genellikle erken ya da ileri olarak sınıflandırılır:

  • Erken diyabetik retinopati: Proliferatif olmayan diyabetik retinopati, diyabetik retinopatinin en yaygın türüdür. Hafif, orta ya da şiddetli olabilir. Proliferatif olmayan diyabetik retinopati olduğunda, retinadaki damar duvarları zayıflayabilir. Damar duvarlarında çıkıntı yapan küçük şişliklerden retinaya bazen sıvı ya da kan sızabilir. Bu şişliklere mikro-anevrizma denir. Hastalık ilerledikçe küçük damarlar tıkanabilir ve daha büyük retinal damarlar genişlemeye başlayabilir ve bu damarların çapında eğrilik ya da çarpıklık oluşabilir. Retinadaki sinir lifleri şişmeye başlayabilir. Bazen retinanın ortasındaki bölüm de (maküla) şişmeye başlar. Bu maküla ödemi olarak bilinir.
  • İleri diyabetik retinopati: Proliferatif diyabetik retinopati, diyabetik retinopatinin en şiddetli tipidir. Proliferatif diyabetik retinopatide, retinada anormal kan damarları gelişir. Bazen yeni kan damarları oluşabilir ve gözün merkezini oluşturan jölemsi ve şeffaf maddenin (göz içi) içine sızdırma yapabilir. Sonunda yeni kan damarlarının gelişmesi nedeniyle skar doku oluşabilir ve bu da retinanın gözün arkasından ayrılmasına neden olabilir. Eğer yeni kan damarları gözdeki normal sıvı akışına engel olursa, göz küresindeki basınç artabilir ve bu da glokoma neden olur. Glokom, gözlerinizden beyninize görüntüyü ulaştıran sinirlere (görme siniri) zarar verebilir.

Diyabetik retinopatinin risk faktörleri nelerdir?
Diyabetik retinopati şeker hastası olan herkeste görülebilir. Aşağıdaki durumlarda risk artabilir:

  • Kan şekerinizi yeterli derecede kontrol etmemek
  • Yüksek kan basıncı
  • Yüksek kolesterol
  • Hamilelik
  • Siyahi ya da İspanyol olmak
  • Sigara içmek

Uzun süredir şeker hastası olmak, sizde diyabetik retinopati gelişme riskini arttırır.

Diyabetik retinopatinin komplikasyonları nelerdir?
Diyabetik retinopati, retinadaki kan damarlarının anormal büyümesine neden olabilir. Komplikasyonlar da ciddi görme problemlerine neden olabilir.

  • Göz içi (vitrous) kanama: Yeni kan damarlarından, gözün merkezini dolduran jölemsi, şeffaf maddeye kan sızabilir. Eğer kanama miktarı az ise, birkaç koyu leke ya da benek görebilirsiniz. Daha şiddetli vakalarda kan göz içi boşluğunu doldurabilir ve görüşü tamamıyla engelleyebilir.  Göz içi kanaması genellikle tek başına kalıcı görme bozukluğuna neden olmaz. Kan genellikle birkaç hafta ya da birkaç ayda temizlenir. Retina zarar görmedikçe, görüşünüz eski netliğine dönebilir.
  • Retina dekolmanı: Diyabetik retinopati ile ilişkili anormal kan damarları, skar dokunun gelişmesine neden olabilir ve bu da retinanın gözün arkasından çekilerek kopmasına neden olabilir. Bu durum, görüşünüzde yüzen noktalara, parlamalar ve ışık oluşmasına ya da ciddi göme kaybına neden olabilir.
  • Glokom: Eğer yeni kan damarları gözdeki normal sıvı akışına engel olursa, göz küresindeki basınç artabilir ve bu da glokoma neden olur. Glokom, gözlerinizden beyninize görüntüyü ulaştıran sinire (görme siniri) zarar verebilir.
  • Körlük:  Nihayetinde, diyabetik retinopati, glokom ya da her ikisi birden tam görme kaybına neden olabilir.

Testler ve teşhis
Diyabetik retinopati detaylı bir göz muayenesi ile teşhis edilebilir. Bu muayene için, göz doktorunuz gözünüze, göz bebeğinizi birkaç saatliğine genişletecek göz damlaları damlatır. Bu, doktorunuzun gözünüzün içini daha iyi görmesine yardımcı olur. Bu damlanın etkisi geçene kadar görüşünüz bulanıklaşabilir.

Muayene esnasında doktorunuz aşağıdakileri durumların olup olmadığını kontrol eder:

  • Katarakt belirtisi
  • Anormal kan damarları
  • Retinada şişme veya kan ya da yağ birikintisi
  • Yeni kan damarları ya da skar doku oluşumu
  • Gözün merkezini dolduran şeffaf ve jölemsi tabakaya kan sızıntısı
  • Retina dekolmanı
  • Görme sinirlerinde anormallikler

Bunlara ek olarak göz doktorunuz:

  • Görüşünüzü test edebilir
  • Glokom olup olmadığını anlamak için göz basıncınızı ölçebilir

Fluoresein anjiyografi
Göz muayenesinde doktorunuz fluoresein anjiyografi denilen retinal fotograf testini uygulayabilir.

Öncelikle doktorunuz göz bebeğinizi genişletir ve gözünüzün içinin resmini çeker. Daha sonra doktorunuz kolunuzdan özel bir boya enjekte edebilir. Bu boya gözlerinizin içinde dolaşırken daha fazla fotoğraf çekilebilir. Kapanmış, kırılmış ya da sıvı sızdıran kan damarlarını belirlemek için bu görüntüleri kullanabilir.

Optik koherens (evre uyumluluk) tomografisi
Doktorunuz optik koherens (evre uyumluluk) tomografisi (OKT) muayenesi isteyebilir. Bu görüntüleme testi, retinanın kalınlığını göstererek retinanın kesitsel görüntülerini verir. Bu da retinal dokuya sızan sıvı olup olmadığını saptamaya yardımcı olur.  OKT muayenesi, tedavinin işe yarayıp yaramadığını takip etmek için daha sonra da kullanılabilir.

Tedavi ve ilaçlar
Diyabetik retinopatinin tedavisi, diyabetik retinopatinin türüne, şiddetine ve hastanın mevcut tedaviye ne oranda cevap verdiğine göre belirlenir.

Erken diyabetik retinopati
Eğer proliferatif olmayan diyabetik retinopati söz konusuysa hemen tedaviye ihtiyacınız olmayabilir. Ancak göz doktorunuz tedaviye ihtiyacınız olup olmadığını anlamak için sizi yakinen takip edecektir.

Eğer kan şekerinizi kontrol altında tutamadıysanız, diyabetinizi kontrol altında tutmak için almanız gereken ek önlemleri öğrenmek için bir diyabet doktoruna (endokrinolog) başvurmanız gerekebilir. Eğer diyabetik retinopati hafif ya da orta şiddetli ise, kan şekeri kontrolü diyabetik retinopatinin ilerleyişini durdurabilir.

İleri diyabetik retinopati
Proliferatif diyabetik retinopatide, acil olarak cerrahi tedavi gerekecektir. Bazen ameliyat, şiddetli proliferatif olmayan diyabetik retinopatide de önerilebilir. Retinadaki özel sorunlara bağlı olarak aşağıdaki seçeneklerden biri uygulanabilir:

  • Fokal (odaksal) lazer tedavisi. Fotokoagülasyon olarak bilinen bu lazer tedavisi, gözün içine sıvı ve kan akışını yavaşlatabilir ya da durdurabilir. Bu doktorunuzun muayenehanesinde ya da bir göz kliniğinde uygulanabilir. İşlem esnasında, sızıntı yapan anormal kan damarları lazer yanıkları ile tedavi edilir. Fokal lazer tedavisi genellikle tek seans yapılır. İşlemden sonra yaklaşık bir gün kadar görüşünüz bulanık olabilir. Bazen lazer tedavisine bağlı olarak görüş alanınızda küçük benekler fark edebilirsiniz. Ancak bunlar genellikle birkaç hafta içinde yok olurlar. Ancak ameliyattan önce merkezi makülada şişmeden kaynaklanan bulanık görüş söz konusu ise, görüşünüz tam olarak iyileşmeyebilir.
  • Dağınık lazer tedavisi: Panretinal fotokoagülasyon olarak da bilinen bu lazer tedavisi anormal kan damarlarını küçültebilir. Bu doktorunuzun muayenehanesinde ya da bir göz kliniğinde uygulanabilir. İşlem esnasında, maküla dışındaki retina bölgeleri dağınık lazer yanıkları ile tedavi edilir. Bu yanıklar anormal kan damarlarının küçülmesine ve skarlaşmasına neden olur. Dağınık lazer tedavisi genellikle iki veya daha fazla seans olarak yapılır. İşlemden sonra yaklaşık bir gün kadar görüşünüz bulanık olabilir. İşlemden sonra çevresel görmede ve gece görüşünde bir miktar azalma olabilir.
  • Vitrektomi: Bu işlem gözün ortasındaki (göz içi) kan damarını ya da retinadaki skar dokuyu çıkarmak için için kullanılabilir. Bu bir hastanede lokal ya da genel anestezi altında yapılan bir işlemdir. İşlem esnasında gözünüzde ince bir kesik oluşturacaktır. Gözdeki skar doku ya da damar hassas aletler yardımıyla çıkarılacak ve yerine göze normal şeklini verebilmek için tuz çözeltisi yerleştirilecektir. Bazen retinayı yeniden birleştirmek için göz boşluğuna bir gaz balonu yerleştirilmesi gerekebilir.  Eğer gözünüze bir gaz balonu yerleştirilirse bu gaz balonu yok olana kadar - genellikle birkaç gün - yüzüstü pozisyonda kalmanız gerekebilir.  Birkaç gün ya da birkaç hafta bir göz bandı takabilir ve göz damlaları kullanabilirsiniz. Vitrektomiden sonra ya da vitrektomi ile birlikte lazer tedavisi uygulanmalıdır.

Ameliyat genellikle diyabetik retinopatinin ilerleyişini yavaşlatır ya da durdurur ancak tam anlamıyla iyileştirmez. Çünkü diyabet hayat boyu süren bir hastalıktır, gelecekte retinal hasar ve görme kaybı gelişme ihtimali vardır. Diyabetik retinopati tedavisinden sonra da düzenli göz muayenelerine devam etmeniz gerekmektedir. Bazı durumlarda ek tedaviler önerilebilir.

Diyabetik retinopatide, anormal kan damarlarının oluşumu engellemek için ilaç tedavisi gibi yeni tedavi yöntemleri üzerine çalışılmaktadır.  Bu ilaçlardan bazıları mevcut şişliği ya da anormal kan damarlarını tedavi etmek için doğrudan göze enjekte edilen ilaçlardır.

Göz Alerjileri

Göz alerjileri genellikle kalıtsaldır ve diğer alerjik tepki türleriyle ilgili süreçlere bağlı olarak gelişirler.

Alerjik reaksiyon geliştiğinde, gözleriniz gerçekte zararlı olmasa bile zararlı olarak algılanan maddeye karşı aşırı tepki gösterebilir. Örneğin çoğu insan için zararlı olan toz alerjik kişilerin aşırı hassas olan gözlerinde çok fazla gözyaşı ve mukus üretilmesine neden olabilir.

Alerjiler konjonktivit (göz yangısı) ve astım gibi başka sorunları da tetikleyebilir. Nazal (burun) ve göz alerjilerinin birleşimi rinokonjunktivit denilen hastalığın oluşmasına neden olur.

Dünya nüfusunun yüzde 20-35'ini etkileyen alerjik hastalıklar, Türkiye'de yüzde 20'ye ulaşan sıklıkta görülmektedir. Ve bu belirtilerin %70 kadarı gözleri etkilemektedir.

Göz alerjisinin belirtileri ve işaretleri nelerdir?
Alerjilerin yaygın belirtileri şunlardır:

  • Kızarık, şişmiş ve kaşınan gözler
  • Burun akması
  • Hapşırma ve öksürme
  • Burun, ağız ve boğaz kaşıntısı
  • Sinüs tıkanıklığından kaynaklanan baş ağrısı

Yukarıdaki belirtilerin yanı sıra yorgun hissedebilir ya da uykusuzluk çekebilirsiniz.

Alerjinin nedeni nedir?
Gözünüze ve burnunuza temas eden alerjenlerin çoğu havada bulunur. Polen, küf, toz, hayvan tüyleri ve döküntüleri havadan gelen alerjenlerdendir.

Bazı yiyecekler ya da arı sokması gibi diğer alerji nedenleri genellikle havadan gelen alerjenler gibi gözleri etkilemezler. Bazı kozmetik ürünlere ve antibiyotik göz damlaları gibi ilaçlara karşıt tepki oluşumu da göz alerjilerine neden olabilir.

Bazı kişiler kuru gözleri nemlendirmek için kullanılan göz damlalarındaki koruyucu maddelere karşı alerjiklerdir. Bu durumda koruyucu madde içermeyen ürünleri kullanmanız gerekebilir.

Genel göz alerjisi tedavisi

Kaçınma: En yaygın "tedavi" gözde alerjiye neden olan maddelerden kaçınmaktır. Gözleriniz kaşınıyor mu? Evinizde toz oluşumuna izin vermeyin ve evcil hayvanınızı mobilyalardan uzak tutun. Havada fazla polen olduğu zamanlarda klima tertibatı olan kapalı mekanlarda kalın.

Klimalar alerjenleri filtre eder, ancak belli aralıklarla filtrelerinin temizlenmesi gerekmektedir.

Gözlerinizi alerjenlerden koruyabilmek için, gözlerinizi saran güneş gözlükleri takın ve araba kullanırken camları kapalı tutun.

İlaç tedavisi: Eğer gözlerinizdeki alerjiye neyin neden olduğundan emin değilseniz, ya da onlardan kaçınabilme şansınız yok ise, alabileceğiniz bir sonraki önlem belirtileri hafifletmek için ilaç tedavisine başvurmak olabilir.

Hem reçeteli hem de reçetesiz ilaçların kendilerine göre faydaları vardır. Örneğin reçetesiz ilaçlar daha ucuz olurken reçeteli ilaçlar genellikle daha etkilidir.

Göz damlaları basit göz banyosu için uygun olabilir. Antihistamin, dekonjestan ya da mast hücresi stabilizatörleri gibi daha fazla etken maddesi olan göz damlaları da iltihabı engelleyicidir.

Antihistaminler havadan gelen alerjenler sebebiyle oluşan kaşınma, göz sulanması, burun akması ya da hapşırma gibi belirtileri hafifletebilirler. Dekonjestanlar ise şişen nazal (burun) kanallarını küçülterek rahat nefes almaya yardımcı olur.

Sulanan ve kaşınan gözleri rahatlatmak için
Gözün aşırı derecede sulanmasının en yaygın nedenleri alerji ve kuru göz sendromu gibi iki farklı problem olabilir.

Alerji sebebiyle vücudunuzda histamin salınımı gerçekleşmesi gözlerinizin sulanmasına ve burnunuzun akmasına neden olabilir.  Kuru göz sendromunda göz sulanmasının görülmesi mantıksız gelebilir. Ancak bu bazen gerçekleşir çünkü aşırı kuruluk, sulu gözyaşı bileşenlerinin üretimini arttırabilir.

Dekonjestanlar kızarıklığı giderir. Göz damarlarının büzülmesini sağlayan bir madde olan vazokonstriktörler içerirler, böylece kızarık görüntü azalır.  Ancak bunlar alerjinin nedenini değil belirtileri tedavi eder.

Aslında uzun süreli kullanımlarda göz damarları küçük kalmak için vazokonstriktöre bağımlı hale gelebilir. Göz damlasını kestiğiniz zaman göz damarları başlangıçta olduğundan daha geniş hale gelebilir. Bu sürece rebound hiperemi (kan hücumu geri tepkisi) denir ve göz kızarıklığının zamanla kötüleşmesine neden olur.

Bazı ürünlerin bileşenleri de, kızarıklığı ve şişmeyi hafifleten mast hücresi stabilizatörleri gibi etki ederler. Mast hücresi stabilizatörleri antihistaminlere benzerler. Ancak antihistaminler hemen rahatlama sağlarken; mast hücresi stabilizatörleri uzun süreli rahatlama sağlarlar.

Antihistaminler, dekonjestanlar ve mast hücresi stabilizatörleri tablet olarak da sunulmaktadır ancak göz damlaları ya da jelleri kadar çabuk etki etmezler.

Steroid olmayan iltihap önleyici (NSAIDler) göz damlaları, saman nezlesi olarak da bilinen mevsimsel alerjik konjunktivit ile ilişkili şişmeyi, iltihabı ve diğer belirtileri azaltmak için reçete edilebilir.

Reçeteli kortikosteroid göz damlaları da belirtileri benzer ve hızlı şekilde hafifletebilir. Ancak steroidlerin göz içi basıncını yükseltmesi sonucu glokom ya da hasara oluşumu gibi yan etkileri olabilir.  Steroidlerin gözün doğal merceğini bulutlandırarak katarakta da neden olduğu bilinmektedir.

Göz alerjileri için kendinizi test edin
Eğer sizde göz alerjisi olabileceğini düşünüyorsanız lütfen bu testi uygulayın. Gözünüzde bir sorun olduğunu düşünüyorsanız mutlaka doktorunuza başvurun.

  • Aile bireylerinizde alerji var mı?
  • Gözünüzde, özellikle de polen mevsimi olan ilkbaharda sık sık kaşıntı oluyor mu?
  • Daha önce "göz yangısı" (konjunktivit) teşhisi aldınız mı?
  • Kedi gibi hayvanlara alerjiniz var mı?
  • Hapşırma, öksürme ya da burun tıkanıklığını kontrol altına almak için sık sık antihistaminlere ve/veya dekonjestanlara ihtiyaç duyuyor musunuz?
  • Havada polen olduğunda, klimalı kapalı alanlarda bulunduğunuzda gözlerinizdeki kızarıklık ya da kaşıntı azalıyor mu?
  • Bazı kozmetik ürünleri ya da losyonları kullandığınızda veya çevrenizde ağır bir parfüm kokusu olduğunda gözleriniz sulanıyor mu?

Eğer bu soruların çoğuna evet diyorsanız, göz alerjiniz olabilir. Bunun için ne yapabileceğinizi öğrenmek için göz doktorunuzdan bir randevu alın.

Reçetesiz ilaçları kullanmadan önce yan etkileri öğrenmek için ürün uyarılarını ya da prospektüsü okuyun.  Reçeteli ilaçları kullanmadan önce yan etkileri hakkında doktorunuza danışın. Bazı durumlarda kombine bir ilaç tedavisi kullanılabilir.

İmmünoterapi faydalı olabilir. Bu tedavide alerji uzmanı, size küçük miktarlarda alerjen enjekte ederek bağışıklık sisteminizi kademeli olarak güçlendirmeyi amaçlar.

Göz alerjileri ve kontak lensler
Eğer kontak lens kullanıyorsanız, alerji mevsimi kontak lenslerinizin rahatsızlık vermesine neden olabilir. Havadan gelen alerjenler kontak lenslerinize yapışarak sizi rahatsız edebilir. Alerjenler doğal gözyaşı üretiminizi de arttırabilir, böylece göz salgısı ve gözyaşı tabakası kontak lenslerinizin üzerinde birikerek rahatsızlık verebilir. Polen haritaları sayesinde havada ne zaman alerjen olduğunu öğrenebilirsiniz.

Belirtilerinizi hafifletebilecek ve kontak lenslerinizin temiz kalmasını sağlayacak göz damlaları hakkında doktorunuza danışabilirsiniz. Bazı damlalar, bazı lenslerin rengine ya da yapısına zarar verebilir. Bu nedenle yeni bir marka kullanmadan önce doktorunuza danışın.

Bir diğer seçenek de günlük kullan-at lenslerdir. Çünkü bu lenslerde, alerji ile ilişkili rahatsızlıklara sebep olan ve zamanla meydana gelen tahriş edici birikintiler oluşmaz.

Gözde Behçet Hastalığı

Behçet Hastalığı nedir?
Behçet hastalığı, adını 1937 yılında Türk dermatolog Hulusi Behçet'ten almıştır.  Behçet hastalığı cilt problemlerine, ağızda ya da cinsel organlarda yaralara ve gözün içinde iltihaba neden olan otoimmün bir hastalıktır. Hastalık aynı zamanda artrit ile beyinde, omurilikte ve sindirim sisteminde iltihaplanmaya yol açabilir. Gözdeki iltihap bulanık görüşe, ağrıya ve kızarıklığa, hatta bazen de körlüğe neden olabilir.

Behçet hastalığı, daha çok Orta Doğu, Asya ve Japonya'da yaygın olarak görülen bir hastalıktır.

Erkeklerde kadınlara nazaran daha sık görülmektedir. Ayrıca belirtiler genellikle 20li ila 30lu yaşlarda ortaya çıkmaktadır. Ancak yine de hastalık, her yaştan kişide görülebilir.

Behçet Hastalığının Belirtileri Nelerdir?
Behçet hastalığının yaygın görülen 5 belirtisi:

Behçet hastalığı olan hemen hemen herkeste ağız yaraları (aftlar) görülür. Bunlar aftlara benzeyen ülserler ya da yaralardır. Bunlar genellikle hastanın fark ettiği ilk belirtilerdir ve diğer belirtiler görünmeden çok önce ortaya çıkarlar. Genellikle bu yaraların kenarları kırmızıdır ve aynı anda birkaç tane görülebilir. Ağrılı ve yemeği zorlaştırıcı olabilirler. Bu yaralar 10-14 gün içinde yok olur ancak sıklıkla tekrarlanırlar.

Cinsel organlarda yaralar, Behçet hastalarının yarısından fazlasında görülür. Bu yaralar erkeklerde genellikle testis torbasında (skrotum), kadınlarda ise vulvada görülür. Ağız yaralarına benzerler ve ağrılı olabilirler. Birkaç kez oluştuktan sonra skarlaşmaya neden olabilirler.

Cilt sorunları Behçet hastalığının yaygın belirtilerindendir. Deri yaraları genelde kırmızıdır ve irin dolu şişliklere benzerler. Bu kırmızı yaralar genellikle bacaklarda ve üst gövdede oluşur.

Üveit, gözün irisi de kapsayan orta ve arka kısmındaki iltihaplanmadır. Behçet hastalarının yarısından fazlasında görülür. Erkeklerde kadınlara nazaran daha yaygın görülür ve genellikle ilk belirtilerin oluşumundan itibaren 2 yıl içinde gelişir.

Artrit, Behçet hastalarının yarısından fazlasına görülür. Artrit eklemlerde ağrıya, şişmeye ve sertliğe neden olan bir hastalıktır. Bu belirtiler özellikle aşağıdaki eklemlerde oluşur:

  • Diz eklemleri
  • Ayak bileği eklemleri
  • El bileği eklemleri
  • Dirsek eklemleri

Behçet hastalığından kaynaklanan artrit genellikle birkaç hafta sürer ve eklemlerde kalıcı hasara neden olmaz.

Behçet Hastalığının Teşhisi
Behçet hastalığının teşhisi için yapılabilecek tek bir test yoktur. Hastalık genellikle hastaların bozulmaya başlayan görüşleri için muayeneye geldiklerinde göz doktoru tarafından teşhis edilir. Çeşitli belirtilerin nedeninin doğrulanabilmesi için hastanın birkaç doktor görmesi gerekebilir. Teşhis bazen göz doktoru, dermatolog ve nörolog gibi birkaç doktorun işbirliği ile doğrulanır.

Behçet Hastalığının Tedavisi
Behçet hastalığının iyileştirilmesi mümkün değildir. Tedavinin başlıca amacı, hastalığın gelişimi ile ciddi komplikasyonların oluşmasını engellemek için ağrıyı ve rahatsızlığı dindirmektir. Behçet hastalığı tedavisinde vücuttaki iltihabın kontrol altına alınmasını gereklidir. Hastalığın şiddetine ve seyrine bağlı olarak çeşitli tedavi yöntemleri uygulanabilir. Doktorlar genellikle topikal ve oral ilaç tedavisini birlikte önerirler.

Topikal tedavi : Bu tedavi ağız gargaralarını ve ağızdaki ya da derideki yaralara doğrudan uygulanabilen kremleri içerir. Bu ilaçlar ağrıyı ve iltihabı azaltır.

Oral ilaç tedavisi : Ağrıyı, iltihabı azaltmak ve bağışıklık sistemini bastırmak için oral ilaç tedavisi kullanılabilir.

Behçet Hastalığı ve Körlük
Behçet hastalığı, vücut damarlarındaki hasardan ileri gelen otoimmün bir hastalıktır. Hastalığın ilerleyiş seyrinde çoğunlukla gözler de etkilenir. Gözün içindeki iltihap bulanık görüşe, ağrıya ve kızarıklığa neden olabilir. Hastalıkla ilişkili olarak genellikle uveit, retinit ve iritis gibi göz bozuklukları görülür.

Ne yazık ki bu hastalık iyileştirilemez. Behçet hastalığına yönelik tedavi planları, rahatsızlığı azaltmak ve aşırı aktif olan bağışıklık sistemini baskılamak için genellikle oral ve topikal ilaçlar şeklinde uygulanır. Steroid göz damlaları genellikle, göz kenarına uygulanan steroid enjeksiyonları ile beraber kullanılır. Oral ilaçlar ise hastalığın kontrol altında tutulması için gereklidir.  Eğer hastalığın şiddeti hafifletilebilir ise görme kaybı da kontrol altına alınabilir. Ancak ne yazık ki, çoğu hasta nihayetinde görme yetilerini kaybederek kör olmaktadır.

Gözde Uçuşan Cisimler ve Noktalar

Gözde uçuşan cisimler, noktalar ve parlamalar nelerdir?
Gözde uçuşan cisimler; görüş alanınızda oluşan küçük noktalar, benekler ve "ağlar" gibi lekelerdir. Rahatsız edici olsalar da, gözde uçuşan cisimler ve noktalar oldukça yaygındır ve genellikle tehlikeye işaret etmezler.

Genellikle uçuşan cisimler ve noktalar gözün arka kısmındaki vitröz (göz içi) jelimsi sıvıdan küçük kopmalar gerçekleştiğinde oluşur.

Doğduğumuz zaman ve gençliğimiz süresince, gözümüzün içindeki sıvının jelimsi bir yoğunluğu vardır. Ancak yaşlandıkça, bu sıvı çözünmeye ve sıvılaşmaya başlar ve göz içinde sulu bir merkez oluşmasına neden olur.

Çözülmemiş jel parçacıkları bazen göz içindeki sulu merkezde yüzmeye başlayabilir. Bu parçacıkların şekilleri ve büyüklükleri farklı olabileceğinden bunlara "uçuşan-yüzen cisimler" denilmektedir.

Bu tür uçuşan noktaların ve cisimlerin, bilhassa parlak ve bulutsuz gökyüzüne ya da bilgisayar ekranına baktığınızda gerçekleştiğini fark edebilirsiniz. Ancak gerçekte gözünüzün içinde serbestçe yüzen bu parçacıkları görmezsiniz. Aslında gördüğünüz şey, ışık gözünüzün içinden geçerken bu yüzen parçacıkların retina üzerine düşen gölgeleridir.

Ayrıca bu beneklere odaklanmaya çalıştığınızda bunların sabit olmadığını da fark edersiniz.

Gözünüzü hareket ettirdiğinizde bu parçacıklar da hareket eder ve böylece "yüzüyor" ve "sürükleniyor" izlenimi verirler.

Gözde uçuşan cisimler ve parlama ne zaman acil tıbbi tedavi almayı gerektirir?
Eğer görüşünüzde uçuşan cisim ve noktalar çok fazla ise ve bu duruma bazen ışık parlamaları eşlik ediyor ise acil tıbbi tedavi yardım almanız gerekmektedir.

Bu belirtilerin ani biçimde oluşması, vitröz sıvısının retinadan çekildiği ya da retinanın kendisinin sağlıklı işlevini sürdürmek için çok önemli olan damar, besin ve oksijen bulunan gözün iç arka kısmından ayrıldığı anlamına gelebilir. Retina yırtılırsa vitröz sıvısı bu açıklığa hücum ederek retinayı itebilir, bu da dekolmana (retinanın ayrılması) neden olur.

2009 yılında Amerika'da yapılan bir araştırma sonucuna göre, aniden oluşan uçuşan cisimler ve ışık parlamaları, bu belirtilerin geliştiği her yedi kişiden birinde retina yırtılması ya da dekolmanı gerçekleştiği anlamına gelmektedir. Retina yırtığı gelişen kişilerin %50'sinde daha sonra dekolman gelişmektedir.

Retina yırtılması ya da retinal dekolman vakalarında, mümkün olduğunca çabuk harekete geçilmelidir, böylece cerrahi işlem ile retina yeniden birleştirilebilir ve kalıcı görüş kaybı gerçekleşmeden önce işlevi düzeltilebilir.

Posterior vitröz dekolmanları retina dekolmanlarından çok daha yaygındır ve bu durumda aniden uçuşan cisimler oluştuğunda genellikle acil tedavi gerektirmez. Ancak bazı vitröz dekolmanlar retinayı çekerek ona zarar verebilirler, bunun sonucunda retinada yırtılma ya da ayrılma gerçekleşebilir.

Fotopsi olarak bilinen ışık parlamaları retina; çekildiğinde, yırtıldığında ya da ayrıldığında gerçekleşebilen görsel olmayan (mekanik) bir uyarım aldığında gerçekleşebilir.

Gözde uçuşan cisimlerin ve noktaların nedeni nedir?
Yukarıda bahsedildiği gibi, posterior vitröz dekolmanları gözde uçuşan cisimlerin yaygın nedenidir. Daha az yaygın olarak bu belirtiler, posterior vitröz dekolmanlarına bağlı retina yırtıkları ya da dekolmanlarından kaynaklanabilir.

Vitröz jeli genellikle yaşlılığa bağlı olarak sıvılaşmaya ya da azalmaya başladığında ve retinadan ayrıldığında parçacıklar kümelenmeye başlar.

Bazı kişilerde uçuşan cisimler kümelenir, diğerlerinde ise bu cisimler ince teller gibidir. Açık ya da koyu renkli olabilirler. Gerçekte gördüğünüz şey, ışık gözün içinden geçerken vitröz jeli kümelerinin retinaya düşen gölgesidir.

Peki vitröz dekolmanına yol açan nedir?
Vitröz jeli gözün arka kısmının içini doldurur ve retinaya baskı yapar, bu jel aslında retinaya bağlıdır. Zamanla bu jelin merkezi sıvılaşmaya başlar. Bu durumda bazen merkezdeki sıvılaşan vitröz maddesi, çevresindeki jelin ağırlığı kaldıramaz.

Böylece vitröz jeli sıvılaşmış merkeze çöker. Bu olurken çevredeki jel retinanın bulunduğu gözün iç arka kısmından çekilerek ayrılır (Posterior vitröz dekolmanı).

Bunun sonucunda gözün merkezindeki sıvılaşmış bölgeye jel parçacıkları karışır.

80 yaşına gelene kadar insanların yarısında vitröz dekolmanı gelişir. Eğer ışık parlamaları gelişen posterior vitröz dekolmanı olan %40'lık kısımdaysanız, sizde retina yırtığı oluşma ihtimali de %15'tir.

Bu süreç esnasında gerçekleşen ışık parlamaları, posterior vitröz dekolmanları gelişirken retinadan çekilme gerçekleştiği anlamına gelir. Vitröz en sonunda ayrılınca retinadaki baskı azalır ve ışık parlamaları kademeli olarak azalır.

Işık parlamalarının nedeni nedir?
Normalde gözünüze giren ışık retinayı uyarır. Bunun sonucunda üretilen elektriksel impulsu, görme siniri beyine iletir. Beyin bu impulsu ışık ya da görüntü olarak algılar.

Eğer retina mekanik olarak (fiziksel temas ile) uyarılır ise, beyne benzer bir elektrik impuls gönderilir. Bu impuls "parlama" ya da ışık olarak algılanır.

Retina çekildiğinde, yırtıldığında ya da gözün arka kısmından ayrıldığında genellikle parlama ya da ışık çakması fark edilir. Yırtığın ya da ayrılmanın büyüklüğüne bağlı olarak bu parlamalar geçici olabilir ya da retina onarılana kadar süresiz devam edebilir.

Işık parlamaları (fotopsi), başa darbe aldıktan sonra da gerçekleşebilir.

Bu parlamalar bazen her iki gözde 10-20 dakika süren, sivri uçlu çizgiler ya da "sıcak dalgalar" görme şeklinde de gerçekleşebilir. Bu tür parlamalar genellikle migren olarak adlandırılan beyin damarlarındaki kasılmalar sebebiyle gerçekleşir.

Bu parlamaları baş ağrısı takip ediyorsa buna migren baş ağrısı denir. Ancak sivri çizgiler ya da "sıcak dalgalanmalar" baş ağrısı olmadan da gerçekleşebilir. Bu durumda, bu ışık parlamalarına oftalmik migren ya da ağrısız migren de denir.

Fotopsi (parlamalar) kalp hastalığının tedavisinde kullanılan yüksek otu zehirlenmesinin ya da yüksek otundan yapılan ilaçlar sebebiyle gerçekleşen zehirlenmenin de belirtisi olabilir.

Gözde uçuşan nesneler ya da parlamaların alakalı olduğu diğer hastalıklar nelerdir?
Çalışmalar, posterior vitröz dekolmanlarına eşlik eden kanamanın (göz içi kanama), retina yırtılması ya da ayrılması ihtimalini arttıran olağan dışı bir çekilmenin gerçekleştiğine işaret ettiğini göstermiştir. Posterior vitröz dekolmanı esnasında retinaya uygulanan çekilme maküla delikleri gibi bozuklukların gelişmesine neden olabilir.

Vitrözde yüzen jel parçacıklarına eşlik eden vitröz dekolmanı aşağıdaki durumlarda da gerçekleşebilir:

  • Göz içi iltihabı
  • Miyopluk
  • Katarakt ameliyatı
  • YAG lazer göz ameliyatı
  • Diyabet (diabetik vitreopati)
  • CMV retiniti

Göz iltihabı gibi durumlarla ilişkili olabilen iltihap, vitröz jelinin sıvılaşmasına neden olabilir. Bu da Posterior vitröz dekolmanına yol açabilir.
Miyoplukta gözlerin şeklinin uzun olması da posterior vitröz dekolmanı oluşma ve retinanın çekilme olasılığını arttıran faktörlerdendir. Aslında miyop olan kişilerde genç yaşlarda posterior vitröz dekolmanı gelişme ihtimali daha fazladır.

Posterior vitröz dekolmanı katarakt ameliyatının ya da YAG lazer kapsülotomi denilen işlemin ardından da yaygın olarak gerçekleşmektedir. Lazer, katarakt ameliyatının yapay merceğin yerleştirildiği kapsülde bulutluluk gelişmesi komplikasyonunu iyileştirir.  Bunun gibi göz işlemleri gözün içinde, vitröz dekolmanına yol açan travma ihtimalini de arttırır.

Uçusan nokta ve cisimlerin tedavisi
Gözde uçuşan nokta ve cisimlerin çoğu zararlı ve rahatsız edicidir. Çoğunun rengi zamanla solacak ve daha az can sıkıcı hale gelecektir.

Bazen kişiler vitröz sıvısında oluşan parçacıkları ameliyatla aldırmak isteyebilir ancak doktorlar bu ameliyatı görüşün ciddi biçimde engellendiği nadir örneklerde gerçekleştirmektedir. Bu vakalarda görüşteki nokta ve ağları temizlemenin ve tek yolu, vitrektomi ameliyatı ile gözdeki bu jelimsi maddeleri ve parçacıkları çıkarmak olacaktır. Genellikle çıkarılan vitröz sıvısı yerine tuzlu çözelti konulur.

Özellikle ışık parlamalarının ya da diğer görme bozukluklarının da eşlik ettiği çok fazla sayıda uçuşan cisimlerin ani şekilde oluşması, gözde retina ayrılmasına ya da başka bir ciddi soruna işaret edebilir. Retina dekolmanı ya da yırtılması acil olarak müdahale ve bakım gerektiren bir durumdur.

Eğer görüşünüzde aniden oluşan fazla sayıda uçuşan cisim görürseniz, gecikmeden doktorunuza başvurmalısınız.

Güneş Gözlükleri ve Efsaneler

Uzun süre dışarıda oldukları zaman ebeveynlere ve çocuklara, ciltlerini ve gözlerini güneşe maruz kalmaktan korumaları önerilmektedir.  Güneş gözlüğü, gözleri güneşten korumak için mükemmel bir yöntemdir. Ancak kullanılan gözlüğün ultraviyole (UV) ışınlarından korumada yetersiz olması durumunda, fayda sağlamaktan çok zarar vermesi mümkündür.

Güneş gözlükleri hakkında en yaygın efsaneler ve yanlış kanılar;

Efsane 1 : Koyu camlı güneş gözlükleri, daha açık renklilere nazaran gözleri daha fazla korur.
Gerçek :
UV koruması oranı, camların renklerinden bağımsız olarak sağlanır. Bazı koyu camlı gözlükler daha az UV koruması sağlarken, camları daha açık renkli olanlar %100 koruma sağlayabilirler. Önemli olan, gözlüğün üzerindeki etiketi okumaktır. Güneş gözlüğü alırken %100 UV koruması sağladığına dair bir işaret arayın, bu gözlükler UV400 olarak etiketlenmiş de olabilir. UV koruması konusunda başka bir önemli nokta da gözlük camında kullanılan malzemesidir. Polikarbonat gözlük camları genellikle %100 UV koruması sağlar, CR-39 plastik %88 koruma sağlarken ucuz triasetat camlar sadece % 40 koruma sağlamaktadır.

Efsane 2 : Eğer kendi gözlerinizi görebiliyorsanız, güneş gözlükleriniz yeterince koyu camlı değildir.
Gerçek :
 Bu, aslında ilk efsanenin farklı bir ifadesidir. UV koruması gözlük camlarının ne kadar koyu renkli olduğu ile ilişkili değildir.  Güneş gözlüklerinin birinci amacı sizin ve çocuklarınızın gözlerini UV ışınlarından korumaktır. Öncelikle herkesin güneş gözlüklerinin %100 koruma sağladığından emin olun, daha sonra kişisel tercihlerinize göre renk tonuna karar verebilirsiniz.

Efsane 3 : Dışarıda uzun süre güneşe maruz kalınacağı zaman ucuz güneş gözlükleri takmak, hiç takmamaktan daha iyidir.
Gerçek :
  Yukarıda da bahsedildiği gibi, güneş gözlüğünün fiyatı UV koruma oranı için garanti vermez. Daha da önemlisi, koyu camlı güneş gözlüğü kullanıyorsanız ama gözlüğünüz yeterli koruma sağlamıyorsa, gözlerinizin arka kısmı daha az değil, daha fazla UV ışınına maruz kalacaktır. Çünkü koyu camlar, gözbebeklerinizin daha fazla genişlemesine yol açar. Bu durum da gözünüzün arka kısmına daha fazla UV ışınının ulaşmasına neden olur. Bu UV ışınları hemen zarara neden olmasa da, maruz kalınan UV ışınını miktarının artması yıllar içinde çeşitli göz hastalıkların ortaya çıkmasına yol açacaktır. Yaşa bağlı maküla dejenerasyonu ve katarakt, ileri yaşlarda ortaya çıkan göz hastalıklarının yalnızca ikisidir ve iyi (pahalı olması gerekmez) güneş gözlükleri bu hastalıkları önlemeye yardımcı olabilir.

Efsane 4 : Çocukların güneş gözlüğüne ihtiyacı yoktur: Ben çocukken güneş gözlüğü takmazdım ve gözlerim şu an iyi durumda.
Gerçek :
 Yıllar önce sağlık uzmanları UV ışınlarına maruz kalmanın uzun vadede yol açacağı tehlikelerinden haberdar değildi. 60lı ve 70li yıllarda, cildi ve gözü UV ışınlarından korumaya önem verilmezdi. Uzmanlar gözleri UV ışınlarından korumak için çocukluğun gerçekten önemli bir dönem olduğunu vurgulamaktadır. Bunun pek çok nedeni vardır. Öncelikle, çocuklar erişkinlere nazaran dışarıda daha fazla zaman geçirirler, bugün kablolu televizyon ve video oyunları olsa da, bu hala geçerlidir. İkinci olarak, çocukların göz bebekleri erişkinlere nazaran daha geniştir. Tahminen, hayat boyunca maruz kalınan UV ışınının yarısı, 18 yaşına kadar gerçekleşir.

Efsane 5 : Tüm güneş gözlüklerinin üzerindeki bilgiler doğru ve anlamlıdır.
Gerçek :
 Bazı durumlarda bu bilgi doğru ve anlamlı olmayabilir. Örneğin, güneş gözlüklerinin üzerindeki "UV emici" ya da "UV ışınının çoğunu engeller" uyarıları ve UV koruma oranı hakkında, bir kimsenin hiçbir fikri olmayabilir. Yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre, Avrupa'da üretilen güneş gözlüklerinin %20'si bir ya da birkaç bakımdan yanlış olarak etiketlenmiştir. UV korumasından emin olmanın en iyi yolu, tanınmış ve saygın şirketlerin ürünlerini satın almaktır. Eğer emin değilseniz ya da bu konuda tedirginseniz, optometri uzmanlarının çoğu gözlüğünüzün UV koruması derecesini ölçebilir. Böylece sizin ya da çocuğunuzun, herkesin ihtiyacı olan uzun süreli görüş koruması sağlayacağından emin olabilirsiniz.

Efsane 6: Sadece güneşli günlerde güneş gözlüğü takmak gerekir.
Gerçek :
 Bulutlu günlerde de güneşli günlerde olduğu kadar, hatta daha fazla UV ışınlarına maruz kalabilirsiniz. Uzun süre dışarıda kalınacağı zaman - özellikle öğle saatlerinde ve yaz günlerinde risk daha fazladır - güneş gözlüğü (ya da UV koruması sağlayan gözlüklerden) takılması gereklidir.

Efsane 7 : Gözlük camlarında bazı renk tonları diğerlerine nazaran daha fazla koruma sağlar.
Gerçek :
 UV koruması gözlük camının renginden (ya da koyuluğundan) bağımsızdır.

Efsane 8 : Gözlük camları %100 UV koruması sağlıyor ise, güneş gözlüğünün biçimi önemli değildir.
Gerçek :
 %100 UV koruması gözlerinizin korunması için "gereklidir ancak yeterli değildir". Eğer gözlük camları küçükse ya da camların gözünüzle arasındaki mesafe fazla ise, güneş gözlüğünüz güneş ışınlarının sızmasına neden olabilir.  İdeal olanı, güneş gözlüğünün camlarının kenarlardan güneş ışınlarının sızmasına izin vermemesidir. Gözü kaplayan tarzdaki camlar, bu riski en aza indirmek için tasarlanmıştır. Küçük camları olan güneş gözlüklerini almaktan kaçının çünkü bunlar güneş ışınlarının sızmasına olanak verir.

Efsane 9 : Polarize camlar - filtreleme özellikleri olması sebebi ile - UV koruması sağlarlar.
Gerçek :
 UV korumasının gözlük camlarının renginden ve tonundan bağımsız olması gibi UV koruması için polariza camlar da şart değildir. Polariza gözlük camları parlamayı azaltsa da polarizasyon UV ışınını engellemez. Gözlük alırken polarize olmasının yanı sıra camların %98 ya da %100 UV koruması sağladığından emin olun.

Sinemalarda kullanılan 3 boyutlu gözlükler de polarize camlıdır ancak dışarıda kullanım için tasarlanmadığı için UV koruması sağlamazlar, yani bu gözlüklerin sinema salonunda bırakılması ve dışarıda kullanılmaması gereklidir.

Sonuç : Ebeveynler, çocuklarının güneşe maruz kalmamalarına dikkat etmelidir. Çocuklarınızın maruz kaldığı ultraviyole ışınlarının en az düzeyde olduğundan emin olun. Bu şekilde yıllar sonra, çocuklarınız anne baba; hatta büyükanne ve büyükbaba olduklarında bile, gözlerinin sağlıklı ve görüşlerinin keskin olmasını sağlayabilirsiniz.

Kolobom

Kolobom nedir?
Kolobom, gözdeki ya da göz çevresindeki normal göz dokusunda doğuştan bir eksiklik olmasıdır.  Optik fissürün yanlış biçimde kapanmasından kaynaklanan anormal göz gelişimi olarak da tanımlanabilir. Ortalama olarak 10000 canlı doğumdan birinde görülür ve görme kaybına neden olabilir. Terimin Latince kökeni 'kısaltılmış, kesilmiş' anlamına gelmektedir.

Kolobom gözün hangi kısmında eksiklik olduğuna bağlı olarak sınıflandırılır. Bu eksiklikler genel olarak uvea (gözün damar tabakası), görme siniri, göz merceği ve gözkapağını etkileyebilir.

Kolobomun nedeni nedir?
Kolobom genellikle çoğu vakada tesadüfen gerçekleşir. Oluşumu için saptanan hiçbir neden yoktur. Buna 'sporadik' denir.

Bazen hastalık ailede gelişir. Buna otozomal dominant kalıtım denir. Göz hekimi, kolobom olan çocuğun bütün yakın akrabalarını muayene edebilir. Bazen kolobom olan çocuğun ebeveynlerinde ya da kardeşlerinde hafif tip kolobom görülebilir. Bu durum doktorun, ailede tekrar kolobom görülme ihtimali olup olmadığını belirlemesine yardımcı olur.

Ender olarak yakın ya da uzak akraba evlilikleri sonucunda da gerçekleşebilir. Buna resesif kalıtım denir.

Reçeteli ilaç, uyuşturucu ya da kimyasal kullanımının koloboma neden olduğuna dair hiçbir kanıt yoktur.

Kolobomun görüş üzerindeki etkisi
Kolobomun görüş üzerindeki etkisi, daha çok eksikliğin gözün hangi bölgesinde olduğuna ve bu boşluğun ne kadar büyük olduğuna bağlıdır. Genelde bu boşluk gözün ortasında olur ve gözün önünden arkasına doğru uzanır. Eğer deliğin büyük bölümü kapalı ise, kolobom sadece gözün ön kısmını etkileyebilir. Eğer deliğin büyük kısmı kapanmamışsa, gözün önünün yanı sıra, orta ve arka kısmını da etkileyebilir.

Genellikle kolobom sadece irisi etkiler. Bu türün görüldüğü çocuklarda görüş çoğunlukla iyidir.

Gözbebeklerinin şekli bir anahtar deliğine benzeyebilir. Bu, parlak ışığın rahatsız etmesi gibi bazı problemlere neden olabilir, çünkü gözbebeğinin boyutunu ayarlayarak göze giren ışık miktarını sınırlandıran iris işlevini düzgün biçimde gerçekleştirememektedir. Göze fazla ışık girmesi rahatsızlığa ve oluşan görüntünün bozulmasına neden olabilir. Çocuğu güneş ışığından korumak için renkli camlı gözlükler, şapkalar ve araba güneşliği kullanmak gibi önlemler alınabilir.

Eğer kolobom gözün arka kısımlarına kadar ilerliyorsa, özellikle de retinayı da kapsıyor ise görme problemleri daha fazla olabilir. Eğer bu gerçekleşirse merkezi görüş de etkilenebilir.

Merkezi görüş, okumak, yazmak, araba kullanmak gibi ayrıntılı işlerin yapılmasını sağlar. Eğer merkezi görüş etkilenmişse, çocuğun görüşünün iyileştirilmesi için uzman desteği alınmalıdır.

Destek hizmetleri sayesinde çocuk ve ona bakan kişiler, görüşün nasıl iyileştirilebileceğini öğrenebilirler. Aile; gelişim, oyun, eğitim ve diğer konularda bilgi alabilir.

Kolobom bir gözü diğerinden daha fazla etkileyebilir, yani gözlerden birinin görüşü diğerine göre daha iyi olabilir.

Kolobom teşhisi nasıl konulur?
Ebeveynler irisin bir kısmının eksik olduğunu fark edebilirler. İris, anahtar deliği ya da kedigözü gibi görünebilir. Ebeveynler çocuğun hareketlerinden de, görüşünde bozulma olup olmadığını anlayabilirler. Bu durumların değerlendirilmesi aile doktoruna başvurulmalıdır. Ayrıca bir göz doktorunun muayenesi ile kolobom teşhisi konulacaktır.

Kolobom tedavisi
Günümüzde kolobomun tedavisi yoktur. Kolobom olan çocuğun ilk yıllarında, hastalığın etkilerinin ve göz sağlığının takip edilmesi için hastanede uzman bakımı alması gerekir. Bu kontrollerin sıklığı çocuğun ihtiyacına göre belirlenecektir. Kolobom olan çocuklarda glokom hastalığı (yüksek göz basıncı) ve retina dekolmanı gelişme riski yüksek olabilir. Her iki hastalığın da tedavisi vardır.

Eğer çocuğunuzun göz sağlığı sabit ise ve komplikasyon gelişmiyor ise, yedi yaşına kadar her altı ayda bir, daha sonra yılda bir kez göz testi yapılması gereklidir. Bu göz testlerini bir ortoptist veya optisyen de yapabilir.

Kolobom olan çocukların gözlük takması gerekebilir. Ancak gözlükler kolobomdan kaynaklanan görme problemlerini düzeltemezler. Ancak gözlük, kolobom sebepli olmayan yakını ya da uzağı görememe sorunlarını düzeltmede kullanılır.

Bazen, daha ileri evrelerde kontak lens kullanımı gerekebilir. Bu, gözbebeğinin anahtar deliği görünümünü yuvarlaklaştırmaya yardımcı olur.

Işık hassasiyetine bağlı olarak, güneş gözlüğü ya da azalan görüşü düzeltebilecek bazı yardımcı araçlar önerilebilir.

     
   
  Bize Ulaşın
   
 
   
Ad Soyad
E Mail
Telefon
Mesajınız
Güvenlik Kodu
 
   
 
 
İletişim
 

Call Center : 444 31 99

Adres : Hakkı Yeten Cad. Unimed Center
No:19 Kat:5 34365 Fulya Şişli / İstanbul

Tel : 0212 225 25 49 (PBX)

Faks : 0212 261 24 01